15 Kasım 2018 Perşembe

EĞİTİMDEKİ EN ÖNEMLİ HUSUSU GÖZARDI EDİYORUZ


Çocuklarımıza İyi İnsan Olmayı Öğretmek Öğretmenlerin Görevi Olmamalı


0
135
Öğretmenlerin büyük bir hayranıyım. İnanın bana. Öyleyim. Eşim de öyledir.
Ancak bir ebeveyn olarak konuşuyorum; öğretmenlerimizden bizim yapıyor olmamız gereken şeyleri yapmalarını istiyoruz. Öğretmenler öğrencilerin gelişimlerine yardım etmekten mutluluk duyarlar ancak çocuklarımıza iyi birer vatandaş olmayı öğretmek onların görevi değil. Biz çocuklarımıza iyi insanlar olmayı öğretirken öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.  
Öğretmenler çocuklarıma “lütfen” ya da “teşekkür ederim” demeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, benim zaten terbiye verdiğim çocuğumun davranışlarından yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler çocuklarıma zorbalık yapmamayı öğretmek zorunda kalmamalı. Zorbalık yapmamayı ve diğer çocuklara sataşmamayı kendi çocuğuma öğretmek benim işim. Çocuklarımı nazik ve düşünceli insanlar olarak yetiştirmeliyim ve öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler çocuklarıma otoriteye saygı göstermeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, bunu onlara zaten öğretmiş olan eşim ve benden yararlanan insanlar olmalı. Öğretmeni oğlumdan bir şey yapmasını istediğinde “tabii, öğretmenim” demesi ya da en azından saygılı bir şekilde “neden” diye sorması gerektiğini ona zaten öğretmiş olmalıyım.
Öğretmenler kızıma sosyal medyanın tehlikelerini öğretmek zorunda kalmamalı. Çocuğuma henüz 12 yaşındayken akıllı telefon alma ve ondan, telefonla beraber gelen sorumluluğu anlamasını bekleme “aptallığını” gösteren onlar değil çünkü. Ben kızıma Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer sosyal medya sitelerinin zorbalar ve sapıklarla dolup taştığını çoktan öğretmiş olmalıyım ve kızımın öğretmenleri bu durumdan yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler oğluma hijyen kurallarını öğretmek zorunda kalmamalı. Ona düzenli duş almayı, temiz olmayı ve kıyafetlerini yıkamayı öğretmesi gereken kişi benim. Öğretmenler benim bu davranışımdan yararlanan insanlar olmalıdır.
Öğretmenler çocuklarıma dünyadaki tek insanın kendileri olmadığını; koca evrenin onların etrafında dönmediğini; kelimelerinin ve davranışlarının önemli olduğunu; kibarlığın kabalıktan daha çok işe yaradığını; bazen susmak gerektiğini; okuldayken telefonu dolapta kilitli tutmanın onlara “acı” vermeyeceğini; elektriği, suyu, bilgisayarları, yemeği ve çocuklarımın başarısını isteyen ilgili öğretmenleri olan bir okula gittikleri için ne kadar şanslı olduklarını öğretmek zorunda kalmamalı.  
Çocuğunuzun okuma yazmayı neden öğrenemediğini merak ettiğinizde, yukarıda sıralanan her şeyi öğretmek zorunda kalmanın öğretmenlerimizin okuma yazma öğretme kabiliyetlerine ciddi şekilde engel olduğunu lütfen unutmayın.  
Yukarıda saydığım şeyleri öğretmek öğretmenlerden beklenmemeli. Bunları çocuklarımıza biz öğretmeliyiz ve öğretmenler de bundan yararlanmalı. Ebeveynler olarak okulda hayat dersleri değil, okulla ilgili şeyler öğrenmeye hazır olan çocuklarımız için daha iyi bir iş çıkarmalıyız.  
Yine de bir ebeveyn olarak, ailevi görevlerimde bazen başarısız olduğumun farkındayım. Ancak böyle durumlarda, çocuğuma “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi, sosyal medyanın zararlarını, kişisel hijyenine dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan; çocuklara iyi birer insan olmayı öğreten, kendini işine adamış öğretmenlerin varolduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.

Çeviri: Zeynep Topal

8 Mayıs 2018 Salı

TESBİHAT


NAMAZDA OKUNAN TESPİHLER VE ANLAMLARI:
Allahü Ekber:
Anlamı: “Allah en büyüktür.”
Sübhanerabbiyelazim:
Anlamı: “Büyük olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”
Semi’allahu limen hamideh: 
Anlamı: “Allah kendine hamd edeni işitir.”
Rabbena lekelhamd: 
Anlamı: “Rabbimiz, hamd sanadır.”
Sübhanerabbbiyel a’la:
Anlamı: “Yüce olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullah”
Anlamı: “Allah’ın selamı üzerinize olsun”
NAMAZDA OKUNAN DUALAR VE ANLAMLARI:
Sübhaneke Duâsı
“Sübhaanekellahümme Ve bihamdik. Ve tebâara kesmük ve teaalâaa ceddük (cenaze namazında Ve celle senâaük) Ve lâailahe gayrük”
Anlamı: “Allah’ım seni tenzih ve hamdinle tesbihederim. Senin şanın yücedir, ve senden gayri hjiçbir ilâh yoktur.”
Ettehiyyatü:
“Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühü esselâamü aleynâa ve alâ ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasülüh.”
Anlamı: “Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah’a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah’ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah’ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.”
Allahumme Salli:
“Allahümme salli alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd.”
Anlamı: “Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle.”
Allahumme Barik:
“Allahümme barik alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd.”
Anlamı: “Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.”
Rabbenâ Âatina:
“Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar.”
Anlamı: “Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.”
Rabbenâğfirlii:
“Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü’miniyne yevme yekuumül hisâab.”
Anlamı: “Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et.”
Kunut Duaları:
1.  “Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü’minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü neşküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.”
Anlamı: “Allah’ım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tövbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.”
2. “Allahümme iyyâke na’büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes’â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.”
Anlamı: “Allah’ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.”

NAMAZ TESBİHATI

NAMAZDAN SONRA DUA VE TESBİHATLARIN ANLAMLARI
“Estağfirullâh, estağfirullâh, estağfirullâh el-azîym el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-hayy’el kayyûm ve etübü ileyh.”
Anlamı: “Ulu olan kendisinden başka ilah bulunmayan, Hay ve Kayyûm (ezelî ve ebedî hayat ile diri, zatı ve kemâliyle kaim, yani yaratıklarının her an idare ve muhafaza­sında biricik hakim-i mutlak) olan Allah’a istiğfar eder beni affetmesini iste­rim.”
“Allâhumme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte yâ zelcelâli ve’l-ikrâm.”
Anlamı: “Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın.”
“Ala Resulina Muhammedin salavat”
Anlamı: “Salat Peygamberimiz Hz.Muhammed sallâllâhu aleyhi ve sellem‘in üzerine  olsun.”
“Subhânallâhi ve’l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîym.”
Anlamı: “Allah eksik sıfatlardan münezzehtir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.”
Sübhanallah: 
Anlamı: “Allah noksanlardan münezzehtir.”
Elhamdülillah:
Anlamı: “Hamd Allah’adır.”
Allahü Ekber:
Anlamı: “Allah en büyüktür.”
“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hâmdü ve hüve alâ külli şey’in kadir.”
Anlamı: “Eşsiz olan ve ortağı olmayan Allah’tan başka ilah yoktur. Hükümranlık Onundur, hamd Onadır ve O her şeye güç yetirendir.”

21 Nisan 2018 Cumartesi

VAKIA SURESİNİN SIRRI


Hz Osman Abdullah İbni Mesut r.a hasta iken onu ziyarete geldi . Baktı ki çok ağır hastadır , ona dedi ki:
Bir ihtiyacın var mı ?
Ölecek adamın ihtiyacı olur mu ? Rabbim bana kafidir .
Kızlarına hazineden bir maaş bağlıyayım mı ?
Abdullah İbni Mesut ( r . a ) da:
Bağlama çünkü ben R esulullah ( s . a . v )’ dan işittim ki " Her kim her gece Vakıa Süresini okursa ona fakirlik isabet etmez . Bende kızlarıma onu ezberlettim ,her gece okuyorlar. dedi.
Eğer Vakıa süresi sebebiyle sana rızık gelirse helallinden olur. Bu süreyi okumakta bir rızık kapısıdır " diye buyurmuşlarıdır
Orada bulunanlardan biri der ki: " Ben bunu duyduktan sonra gidip Vakıa suresini hemen ezberledim . Bir daha terk etmedim!
Hadîs - i serîflerde buyuruldu ki :
“Her kim , Vâkia sûresini her gece bir defa okumayi âdet haline getirirse , ömründe fakirlik görmez. ”
“Vâkia sûresi zenginlik sûresidir. Onu okuyunuz ve kadinlariniza ve çocuklariniza ögretiniz . ”
İşte ashab- ı kiram 'ın ( Rahmetullahi Aleyhim Ecmain. ) ilim taktiği . Öğrenmek, hemen tatbik etmek , hayatına yerleştirmek ve ömür boyu sebat etmekti .
Bizler gibi , okuyup , duyup , dinleyip duygulanıp , hatta ağlayıp sonra da unutmak değildi ! Allah ( C. C. ) Bizleri onların yoluna yolcu eylesin . Amin.

8 Ekim 2014 Çarşamba

"AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR"

             Eğitim küçük yaşta başlamalıdır.Çocuk; yapısı bakımından bir bal mumu gibidir.Ona istediğimiz biçimi verebilecek en uygun zaman çocukluk çağıdır.
             Yaş ağacı nasıl kolayca eğip büke bilirsek, çocuğu da önce ailesine sonra milletine ve insanlığa faydalı bir kişi olarak yetiştirmek elimizdedir.
              Olgun yaştaki insanları,daha önce edindikleri alışkanlıklardan, inandıkları düşüncelerden ayırabilmek çok zor olduğu için,kişiyi kolay biçim verebilecek yaş ağaç gibi, çocukluk çağında ele alıp eğitmemiz gerekir.
                                   
                                     "BAKARSAN BAĞ,BAKMAZSAN DAĞ OLUR."
              Meyve ağaçları ile dolu bir bahçe bellenip budanmaz,ilaçlanmaz ise ürün vermez.Bu bakımsızlık bir kaç yıl sürünce  o bahçe özelliğini yitirir.Dağ gibi yararsız olur.
              İnsanın yararlandığı bütün eşyalar,oturduğu ev de bir meyve bahçesi gibidir.Bunların bakımları yapılmazsa bu eşyalar kısa zamanda  kullanılmaz duruma gelir.Onlardan istediğimiz zaman yararlanamayız.Bu yüzden eşyalarımızın,yararlandığımız bütün aracın,gerecin bakımlarını zamanında yapmalı,onları kullanır durumda tutmalıyız.Yoksa onlarda elimizden gider.Atalar,"Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı kurtarır" diyerek bakımın önemini pek açık belirtmişlerdir.

                                      ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ
             Başkalarına muhtaç duruma düşmemek istiyorsak çalışmak zorundayız.
Çalışıp kazanabileceğimiz zamanı boş geçirmek doğru değildir.Yaz boyunca ötüp durup,kış için hiçbir hazırlık yapmayan ağustos böceğinin hikayesini bilirsiniz.Hazır zaman varken çalışmayan, zevk peşinde koşan,tembellik eden böceğin durumuna düşmemeliyiz.
             Çalışamayacağımız günleri düşünerek hazırlık yapmalıyız.Zor günlerde işimize yarayacak,bizi aç kalmaktan kurtaracak bazı maddeleri bir kenara koymakta fayda vardır.
              Sorunu başka açıdan
da düşünebiliriz;sağlığımız yerindeyken kazanacağımız mallar,çalışma gücümüzü kaybettiğimiz anda bizi sürünmekten kurtaracaktır.Çalışmadan rahat bir gelecek hazırlamak,iyi yaşamak mümkün değildir.Gençliğini ağustos böceği gibi boşuna harcayan,iyi bir eğitim almayan,bir işte dikiş tutturamayan insanın geleceği hiç hoş olmayacaktır.Geleceğimizi hazırlamak ve başarılı olmak için çalışmak zorundayız.
           

3 Eylül 2014 Çarşamba

ANNE BABALARIN DİKKATİNE !

MEB'den okullara ergenlik uyarısı

MEB, bu yıl ilk kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu.


Milli eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk  kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere  gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu. 
 
MEB, "uyum programına" ilişkin valiliklere yazı gönderdi. 
 
Sadece okul öncesi ve ilkokula başlayan değil, ortaokula başlayan  öğrencilerin de yeni bir okul ve öğrenme ortamıyla karşılaştığına dikkat çekilen  yazıda, bu nedenle, 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren 5. sınıf  öğrencileri için de uyum programının uygulanmasının planlandığı ifade edildi. 
 
Yazıda, ortaokul döneminde çocuğun, artık çocukluk döneminden çıkarak  ergenlik dönemine girmeye başlaması, okul ve çevre değişikliği, derslerdeki  akademik içerik ve düzeyinin farklılaşması, farklı ve çok sayıda ders çeşidi ve  öğretmenle karşılaşılacak olması nedeniyle bu uyum programının önem taşıdığı  belirtildi. 
 
Bu bağlamda, 2014-2015 eğitim öğretim yılında; okul öncesi, ilkokul 1.  sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının birinci sınıfına başlayacak  öğrencilerin uyum programının, 8-12 Eylül'de uygulanacağı kaydedildi. 
 
Söz konusu uygulama kapsamında; okulun çevre ve fiziki koşulları,  öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğrencinin okulu tanımasını ve  uyumunu kolaylaştıracak okul uyum programının okul öncesi öğrencileri için okul  öncesi öğretmenleri; ilkokul 1. sınıf öğrencileri için sınıf zümre öğretmenler  kurulu; ortaokul 5. sınıf  öğrencileri için ise okul müdürlüğünce branş  öğretmenlerinden oluşturulan komisyon tarafından 1-5 Eylül'de hazırlanarak uyum  haftasında uygulanması istendi. 
 
Yazıda, program kapsamında öğrencilerle okul yöneticilerinin,  öğretmenlerin ve okul personelinin tanıştırılması; müdür, müdür yardımcıları,  öğretmenler ve diğer okul personelinin odaları, rehberlik birimleri, güvenlik  görevlisi odası gibi okulun idari birimleri ile okul kütüphanesi, bilgisayar  sınıfları, laboratuvar, konferans ve spor salonu ile kantin gibi  mekanların  gezdirilmesi istendi. 
 
Okul çevresi, okuldaki hizmetler, mevzuat ve kurallar, okulun sosyal,  kültürel ve sportif  faaliyetleri, okulda ve çevresinde doğacak ihtiyaçlarını  nasıl giderecekleri hakkında bilgi verilmesinin önerildiği yazıda, öğrencilerin  ve velilerin birbiriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayacak etkinlikler  yapılmasının uygun olacağı belirtildi. 
 
Velilerin çocukların eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını  sağlamak amacıyla okul, öğrenci ve veli ilişkisinin önemi, öğrencilerde oluşabilecek kaygılarda alınacak tedbirler gibi konularda rehber öğretmenler  tarafından bilgilendirme yapılmasının tavsiye edilen yazıda, ortaokul 5. sınıf  öğrencilerine,  seçmeli derslerle ilgili detaylı bilgi verilmesi, öğrencilere  yaka kartı takılarak onlara okul ortamında yönetici, öğretmen ve diğer personel   tarafından isimleriyle hitap edilmesinin sağlanması istendi. 
 
Yazıda, okul öncesi ve 1. sınıf öğrencilerimizin okula uyumlarını  kolaylaştırabilmek için uygun ve gerekli görülen zaman ve şartlarda velilerin  sınıf ortamına alınmaları, okul rehber öğretmenlerinin uyum haftası sürecine  aktif olarak katılımlarının sağlanmasının uygun olacağı değerlendirildi. 
 

2 Mayıs 2014 Cuma

EĞİTİMİN AKSAYAN YÖNLERİ

Eğitim sistemimizin noksanlıkları 01.05.2014
90 seneden beri ülkemizde tatbik edilen eğitim sistemimiz bir türlü rayına oturtulamamıştır.
Bunun da yegâne sebebi, dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmek için zamanla ortaya çıkan noksanlıkların giderilememiş olmasıdır. Bununla ilgili olarak yapılan planlamalar ise hep siyasî ve resmî ideolojik hedefe yoğunlaştırılmasıdır! “Eğitim Sistemimiz” böylece giderek militarist bir yapıya büründürülmüştür! Sistemin düzeltilmesi konusunda zaman zaman bir takım teşebbüslerde bulunulmuştur. Fakat maalesef kifayet etmemiştir. Çeşitli dönemlerde yeniden tanzimata gidilmişse de, sadra şifa olamamıştır. Adeta, her defasında Amerika yeniden keşfedilmeye çalışılmıştır (!) Hâlbuki asıl olarak bin yıldan beri geliştirdiğimiz “Millî ve manevî kültürümüz”e sarılmamız, zamanın şartlarına göre yapılacak değişmeleri onun üzerine bina etmemiz işin en doğru olanı ve fıtratın icabı değil miydi? Ne yazık ki, bu kadar uzun zaman dilimi içerisinde, gizli ve alenî bir çok tahribat yapılmıştır! Hem de iyileştirme adına! Yakın tarihimiz bunun misalleriyle doludur. Öyle ki, akıl almayacak kadar sinsi ve çok yönlü olan bu tahribatların tamir edilmesi adeta imkânsız hale getirilmiştir. Onun için bu konuda gösterilecek ciddiyet ve samimiyetin de önü kesilmiş oluyor. 
Halihazırda tatbikattaki eğitimin bir çok noksanlıkları sayılıp dökülür. Meselâ; öğretmen kifayetsizliği,  okul ve derslik kifayetsizliği, âlet, edevat ve malzeme kifayetsizliği, eğitime ayrılan bütçe kifayetsizliği ve sair bir takım ihtiyaçlar konusu hiç gündemden düşmez. Eğitimdeki bütün başarısızlıklar da buna bağlanır. Oysa, öyle noksanlıklar var ki, bahis mevzuu olan bu noksanlıklar onun yanında hiç kalır. Meselâ, en başta görülen noksanlık, eğitimin din, ahlâk, maneviyat ve insanlık duygularından mahrum edilmesidir. Çünkü sistem, materyalist (Maneviyatı dışlayan, maddeci) temeller üzerine oturtturulmuştur. Peki bu eksikliklerin husûle getirdiği boşluklar ne ile doldurulabilir? Günümüzde ardı arkası gelmeyen bunalımlar, cinayetler, kaos terör, uyuşturuculuk, her çeşit zararlı alışkanlıklar ve hatta muvazzaf üst rütbeli ordu mensuplarının, halka karşı örgüt kurması, casusluk ittihamları ve sair çeşitli yolsuzluklar bu boşluktan ileri gelmiyor mu? 
BEDİÜZZAMAN’A KULAK VERMELİBu hususta Bediüzzaman Said Nursî (ra) Hazretleri, 1940’lı yıllarda Adalet Bakanı ve Risale-i Nurla alâkadar olan mahkemelerin hâkimlerine hitaben izah ettiği mühim tesbiti şöyle:
“ ... Evet, hürriyetçilerin (Osmanlı döneminde, iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi idarecilerinin) ahlâk-ı içtimâiyede (toplum ahlâkında) ve dinde ve seciye-i millîyede (dînî ve millî ahlâkta) bir derece lâubâlilik (önemseme, gevşeklik) göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, nâmuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, (gelecek nesli) seciye-i dîniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz” “... Evet, eski Terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye (İslâmî ve millî örf ve adetlere) karşı yüzde elli lâkaydlık (ilgisizlik) gösterildiği halde, elli sene sonra, yüzde doksan nefs-i emareye tabi olup (nefsin meşrû olmayan arzularına bağlı olup) millet ve vatanı anarşiliğe (bozgunculuğa) sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi,” (Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 20.)
Bediüzzaman Hazretlerinin elli sene sonra dediği 1990’lı yılları çoktan geride bırakmış bulunuyoruz. Ayrıca, Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği “Terbiye-i İslâmiyeyi” alanlardan meydandaki % 50’den de kimse kalmamışken, devlet ve millet olarak bu konuda ne düşünüyoruz? Aynı laubalilik ve lâkaytlık fazlasıyla devam etmiyor mu? Bu çok mühim tesbite ne zaman kulak vereceğiz? Bence lâkaydlık ve laubaliliğin ötesinde, vurdumduymaz bir toplum haline getirilmişiz. En başta toplumun can damarı olan eğitim yuvalarında ve “Karma Eğitim” adı altında ahlâksızlığın giderek tırmanışını sessizce seyrediyoruz. Adeta uyuşturulmuş bir vaziyetteyiz. Neredeyse her türlü âhlâksızlığı hoş görmeye başladık. Bu korkunç gelişme de zaman zaman karşımıza çeşitli toplumsal musîbet ve bunalım şeklinde çıkmaktadır. Bütün bunların yegâne çaresi, gerçek manada millî ahlâkımıza, inancımıza tam olarak sahip çıkıp, “Eğitim Sistemimizi” ona göre şekillendirmemizdir. Yani aslımıza dönüp, öz değerlerimize sahip çıkmamızdır. Aksi taktirde, (Allah (cc) korusun)çok korkunç akibete duçar olabiliriz!