4 Kasım 2024 Pazartesi

VELİLERİN GÖREVLERİ

 Çocuklarımıza iyi insan olmayı öğretmek öğretmenlerin görevi olmamalı.

Emekli öğretmenim, 

ancak bir ebeveyn ve torun sahibi olarak konuşuyorum; öğretmenlerimizden bizim yapmamız gereken şeyleri yapmalarını istiyoruz. Öğretmenler öğrencilerin gelişimlerine yardım etmekten mutluluk duyarlar, ancak çocuklarımıza iyi birer vatandaş olmayı öğretmek onların görevi değil. Biz çocuklarımıza iyi insanlar olmayı öğretirken öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.  

Öğretmenler çocuklarıma “lütfen” ya da “teşekkür ederim” demeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, benim zaten terbiye verdiğim çocuğumun davranışlarından yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarıma zorbalık yapmamayı öğretmek zorunda kalmamalı. Zorbalık yapmamayı ve diğer çocuklara sataşmamayı kendi çocuğuma öğretmek benim işim. Çocuklarımı nazik ve düşünceli insanlar olarak yetiştirmeliyim ve öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarımıza otoriteye saygı göstermeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, bunu onlara zaten öğretmiş olan eşim ve benden yararlanan insanlar olmalı. Öğretmeni oğlumdan bir şey yapmasını istediğinde “tabii, öğretmenim” demesi ya da en azından saygılı bir şekilde “neden” diye sorması gerektiğini ona zaten öğretmiş olmalıyım.

Öğretmenler kızıma sosyal medyanın tehlikelerini öğretmek zorunda kalmamalı. Çocuğuma henüz 12 yaşındayken akıllı telefon alma ve ondan, telefonla beraber gelen sorumluluğu anlamasını bekleme “aptallığını” gösteren onlar değil çünkü. Ben kızıma Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer sosyal medya sitelerinin zorbalar ve sapıklarla dolup taştığını çoktan öğretmiş olmalıyım ve kızımın öğretmenleri bu durumdan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler oğluma hijyen kurallarını öğretmek zorunda kalmamalı. Ona düzenli duş almayı, temiz olmayı ve kıyafetlerini yıkamayı öğretmesi gereken kişi benim. Öğretmenler benim bu davranışımdan yararlanan insanlar olmalı.

Öğretmenler çocuklarıma dünyadaki tek insanın kendileri olmadığını; koca evrenin onların etrafında dönmediğini; kelimelerinin ve davranışlarının önemli olduğunu; kibarlığın kabalıktan daha çok işe yaradığını; bazen susmak gerektiğini; okuldayken telefonu dolapta kilitli tutmanın onlara “acı” vermeyeceğini; elektriği, suyu, bilgisayarları, yemeği ve çocuklarımın başarısını isteyen ilgili öğretmenleri olan bir okula gittikleri için ne kadar şanslı olduklarını öğretmek zorunda kalmamalı.  

Çocuğunuzun okuma yazmayı neden öğrenemediğini merak ettiğinizde, yukarıda sıralanan her şeyi öğretmek zorunda kalmanın öğretmenlerimizin okuma yazma öğretme kabiliyetlerine ciddi şekilde engel olduğunu lütfen unutmayın.  

Yukarıda saydığım şeyleri öğretmek öğretmenlerden beklenmemeli. Bunları çocuklarımıza biz öğretmeliyiz ve öğretmenler de bundan yararlanmalı. Ebeveynler olarak okulda hayat dersleri değil, okulla ilgili şeyler öğrenmeye hazır olan çocuklarımız için daha iyi bir iş çıkarmalıyız.  

Yine de bir ebeveyn olarak, ailevi görevlerimde bazen başarısız olduğumun farkındayım. Ancak böyle durumlarda, çocuğuma “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi, sosyal medyanın zararlarını, kişisel hijyenine dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan; çocuklara iyi birer insan olmayı öğreten, kendini işine adamış öğretmenlerin varolduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.

Rafet Özcan


ÇOCUĞUN ARKADAŞLARI

 Anne baba ne kadar mükemmel olursa olsun, çocuklar için arkadaşlarının yerini tutamaz.

Arkadaşlarından öğrendiklerini anne babasından öğrenemez.

Çocuklar, 2 yaşında yalnız oynarlar.

4 yaşına doğru grup halinde oyun dönemi başlar. 4 yaşında oyuncak için kavgaları olur.

3-5 yaşındaki çocukların yarısından fazlasının, hayali arkadaşları vardır. Kız çocuklarının hayali arkadaşa sahip olma oranı erkek çocuklardan fazladır. 7 yaşındaki çocuklarda hayali arkadaşlık sona erer.

Çocuk 5-6 yaşlarında, ailesiyle sıkı bağlarının çözüldüğü görülecek.

Çocuk, 6 yaşına kadar başkalarından farklı olduğunu, kendini ifade etmeyi, sosyal toplumsal bir varlık olduğunu bilir.

Çocukların arkadaşlık ihtiyaçları bebeklikten başlar, 3-4 yaşlarında arkadaşlık kurulmaya başlar.

2-3 yaşındaki çocuklar oyun arkadaşlarını sıklıkla değiştirirler. 5 yaşına geldiğinde sürekli oynadığı birkaç arkadaşı olmaya başlar.

2-5 yaşındaki erkek çocuklar kız çocuklarına göre daha saldırgan olur. Çocuk okula başladığında, yakın çevresinde ve komşu çocuklarıyla bir araya gelir ama yakın arkadaşlık kuramaz.

Çocuğun çalışkan, sıra dışı, neşeli, konuşkan olması arkadaş sayısın artırır. Her yaştaki çocuklar arkadaşlarından etkilenir. Bir bebek dahi bir bebeği gördüğünde onu taklit eder.

Çocuk, okulda arkadaşlarıyla grup oyunları oynamaya başladıktan sonra büyükleriyle oturmaktan sıkılır. Artık tüm ilgi oyun üzerine kurulmuş olur. Arkadaşlarına koşmak ister. Hayatta en önemli şeyi arkadaşları olmuştur.

Anne babalar iyi eğitilmiş bir çocuğun kötü arkadaşlar edineceğinden sürekli korkarak onun arkadaş seçimine fazla müdahale etmemeli, hafiye gibi onu izlememelidir.

Ailenin çocukla iletişimi ne kadar iyiyse, iyi arkadaş seçmesi de o ölçüde iyi olacaktır. Okul çağı çocuğun bilinçlendiği, kişiliğinin oturacağı önemli bir dönemdir. Bu çağda çeteleşme (gruplaşma) masum bir şekilde başlar. Çocuklar grup içindeki arkadaşların düşünce ve davranışlarından etkilenir. Arkadaşları ailenin önüne geçer. Çocuk gruptaki aidiyet duygusundan büyük haz alır. Arkadaşlarına güçlü duygular ile bağlanır. Bencillikleri ortadan kalkar. Çocuk paylaşımcı, iş birliğine açık, yardımlaşan faydalı biri olur. Ailenin sevgi gösterisinde bulunması, iyi iletişim kurması, açık tavırlı olması, çocuğun çete veya gruplardan zarar görmeden ailesine bağlanmasına yardımcı olur.

Çocuk ilgi merkezi olmaktan çıktığında kavga çıkarır.

Çocuğun küsmeleri kısa sürelidir. Çocuk sevgiyi ya da şiddeti görerek, hissederek öğrenir. Bunu da arkadaşları ile ilişkilerinde gösterir. Bu da çocukluk döneminde oyunlarla gerçekleşir. Oyunlarda, yetişkinlik dönemindeki hayatın provası yapılır. Oyunlarda, başkalarının haklarına saygı duyma, kurallara uyma, kendisini toplumun kabul edebileceği tarzda ifade edebilme dersleri vardır.

Anne ve babalar, çocuklarına arkadaş değil ana-baba olmalılar. Arkadaşlıkta eşitlik bulunur. Oysa siz onunla eşit değilsiniz, anne-babasınız. Çocuğunuzla arkadaş olunmamalı.

Çocuğun arkadaşlarını tanımak, anne babanın görevleri arasında olmalıdır. Arkadaş, düştüğünde elinden tutan, parası olmadığında kendi cebindekini paylaşan kişidir. İhanete uğrayan birisi için arkadaşlık sadakattir. Sorunlarının ağırlığı karşısında yalnız bırakılan için, paylaşımdır. Ayrıca moda olan internet arkadaşlığına ailelerin çok dikkat etmeleri gerekir. Ailesin de sıcak ilgiyi görmeyen çocuk, arkadaşlarının eseceği rüzgâra göre yön alır.

Misbah Eratilla

BOŞANMALAR VE AİLE KAVGALARI

 Boşanmalar ve aile kavgaları

Manevi değerlerimizi hedef alan ve artarak devam eden yozlaşmaların, ahlâkî aşınmaların herkesi etkilediği bir gerçek.

Bazen medyadan haberdar olduklarımızın çok ötesinde bizzat yakın-uzak çevremizden şahit olduğumuz, gittikçe artan, boşanma ile sonuçlanan aile kavgaları bu işin ne derece vahim olduğunu gösteriyor.

Bu fani ve geçici dünyada her insanın huzuru ve mutluluğu için hususi bir cenneti olması gereken aile hayatı; hangi saiklerle böyle çekişmelerin merkezi hale geldi? Ufak tefek sıkıntılar, problemler neden eşler arasındaki kavgalara hatta ayırılmalara sebep oluyor?

Birbirileriyle severek evlenen eşler neden kavgalara, çekişmelere meydan veriyorlar?

Şimdi kendi çevremden muttali olduğum ve maalesef boşanma ile son bulan aile geçimsizliklerinden bazı örnekler sunmak istiyorum. 

İkisi de dindar olan eşlerden aile reisi konumundaki erkek, hanımına: “Bir yere gidecek olursan haberim olsun istiyorum.” diyor. Hanım ise: “Ne münasebet, sen bir yere giderken benden izin istiyor musun ki ben de senden izin alayım?” diyerek bu isteği reddediyor ve beraberinde boşanma geliyor.

Birbirilerini beğenerek evlenen eşlerden hanım beyine: “Ben evimize misafir kabul etmeyi sevmiyorum” deyince bey: “Hanım senin de annen baban ve kardeşlerin var benim de var. Onlar da mı evimize gelmeyecekler?” diyor. Hanım: “Evet onlar da evimize gelmesinler.” deyince eşler arasında tartışma başlıyor ve boşanma ile son buluyor.

Yine birbirilerini beğenerek evlenen çiftlerden fıtraten erkeğin içe kapanık, olması; nedeniyle aile reisliğini hanım üstlenmiş. Bir gün hanımı beyine; “Şu arkadaşların ile alâkanı kes. Benden habersiz gezme” gibi talimatlar veriyor ve netice boşanma…

Toplumun geleceğini tehdit eden ve çoğu boşanmayla sonuçlanan aile kavgalarını dert edinen ve çözüm noktasında bu işe kafa yoran ehil kişi veya kesimler var mı?

Eğitimciler, sosyologlar, psikologlar neredesiniz? Biraz da bu içler acısı duruma kafa yorsanız… 

28 Şubat 2021 Pazar

HAYDİ HİZMETE KOŞALIM

 

Şimdi hizmet vaktidir

      

Lütfen iman ve Kur’ân hizmetinde karşılaşılan çeşitli hadiseler sakın bizi ye’se sevk etmesin, ülfete esir etmesin. Aksine hayatımızın akışına ve değişmesine tesiri olsun ve vesile olabilsin ve bir dersi olsun.

Nefsimden örnek vermek gerekirse şayet; diyelim ki benim gibi tembel birisinin uhdesine Medrese-i Nuriye’nin (dershane) ders saatlerinde açıp ve kapatma vazifesi verilmiş.

Ders günü de arkadaşlar velev ki bir gün bile olsa; adı üzerinde dershaneye dersi dinlemek ve bir parça da olsun iman ve Kur’ân dersini almak ihtiyacı için dershaneye geliyorlar. Dershanenin kapısına ait anahtar ise benden başka kimsede bulunmuyor ve bulundurmadığımdan, ben de o gün ve o saatte dershaneye gelmem gerekirken gelmedim ve o günkü dersin aksamasına sebep oldum. Fena bir hareket etmiş olmaz mıyım?

Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Münâzarât eserinde iman ve Kur’ân hizmetlerinde daima uyulması gereken mühim bir düsturunu yine nefsime hitap ederek söylüyorum:

‘’Tekâsülî (gevşeklik, uyuşukluk, tembellik) olan tevekkülden sakınınız. İşi birbirine havale etmeyiniz.’’ 1

Malûmdur ki hepimizin pek ala bildiğimiz gibi; Risale-i Nur’a ait iman ve Kurân dersleri hizmeti hiç ihmal edilmez, askıya alınmaz ve tatil edilmez. Kâinat var oldukça ve dünya döndükçe daima kesintisiz devam eder ve edecektir inşallah.

Konumuzla alâkalı belirgin bir örneğini vermek gerekirse şayet nasıl ki ibadet yerlerinde her zaman kesintisiz olarak beş vakit namaz kılınıyor ve dinî ibadetler yapılıyorsa aynen öyle Risale-i Nur’un medrese-i nuriyelerinde de (dershanelerde)  derse açık ve bir çekirdek hizmeti vardır.

Peygamber Efendimizin (asm) hadîs-i şerifiyle bildirdiği gibi ‘’İbadetin az da olsa devamlı olanı makbuldür’’ hükmü uyarınca iman ve Kur’ân derslerini okumak, okutmak ve dinlemek mühim bir vazifedir.

Evet insanlar ve bilhassa ehl-i iman olanlar bizlere hitaben diyorlar ki; (yine Münâzarât’ta geçtiği gibi) ‘’Elinizdeki malımızla (Çünkü Risale-i Nur herkesin malıdır.) yanınızdaki aklımızla bize hizmet ediniz. Çünkü şu mesakini (yine nefsime hitap edilerek) istihdam ile ücretinizi alınız. İşte hizmet vaktidir.’’ 2

Dipnotlar:

1- Münâzarât s. 274 (cep boy).
2- Aynı eserin aynı sayfası.

26 Mayıs 2020 Salı

ÖRNEK DAVRANIŞLAR


 Çocuklarınızın hatalarını genellemeyin. İyi ya da kötü olan çocuğunuz değil, davranışlarıdır. Çocuğunuzun davranışlarını analiz ederken, kişiliklerini değil, olumsuz davranışlarını tanımlayın. Olumsuz davranışlarını analiz etmelerini, nedenlerini ve sonuçlarını irdelemelerini sağlayın.
Çocuklarınızı anlamaya çalışın, dinleyin. Çocuklarınızı dinlerken yorum yapmayın. Onların anlattıkları mesajları doğru anladığınızla ilgili dönütler verin. Kendinizden örnekler vererek, çocuklarınızı ezmeye çalışmayın.

Çocuklarınızın içten denetimli olmalarını sağlayın. Çocuklarınızın içten ya da dıştan denetimli olmasına neden olan faktörler, ailelerden kaynaklanır. Çocuğunuz kolunu masaya çarptığında, masayı dövüyorsanız, çocuğunuzu dıştan denetimli yaparsınız. Çocuğunuz, kolunu masaya çarptığında; dikkatsiz olduğu için çarptığını, dikkat etseydi bu sorunu yaşamayacağını düşünmesini sağlamak, içten denetimli olmasında etkili bir yöntemdir.

Çocuklarınızı kalıplanmış değil, gelişmiş insan olarak yetiştirin. Çocuklarınızın özü ile bilinç düzeyi arasındaki ilişki düzeyi arttıkça, gelişmiş insan, azaldıkça kalıplanmış insan tipi ortaya çıkar. Gelişmiş insan tipine sahip olan çocukların otokontrolleri daha fazla olur. Kalıplanmış çocuklar, dış dünya, toplum ve otoritenin baskısı altında tepki verir.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

KURAN'IN KODLARI

KURANDAKİ GÜZEL AHLAK KODLARI

İnsanın güzel ahlâk ilkelerini uygulamasını sağlamada Allah inancı ve sevgisi ile birlikte ahiret inancı da önemli bir rol oynuyor. Kur’ân-ı Kerîm’in dört ana konusundan birisi de ahiret inancıdır. Kur’ân’a göre insan öldükten sonra tekrar diriltilecek, Allah huzurunda toplanacak ve dünyadaki hayatının hesabını verecektir. Bu hesap, insanın dünya sınavında başarılı olup olmadığını gösterecek olan bir hesaptır. Hesap vermenin sonunda, insan mükâfat ve ihsan için Cennete, ya da ceza çekmek için Cehenneme gönderilecektir. Bu durumda ahiret inancı insanı Allah’a hakkıyla kulluk yapmaya, bu da emirleri yapıp yasaklardan kaçınmaya teşvik ediyor. Emirleri yapıp yasaklardan kaçınan bir insan ise, Allah tarafından sevilen bir insan olmakla birlikte toplum tarafından da sevilen bir insan konumuna yükselir. Kur’ân’da bildirilen ve inanç ve sevgi ile bağlantılı olan ahlâk ilkeleri de teoride kalmamış, Hz. Muhammed (asm) bu ahlâkın yaşayan bir timsali olmuştur. Kur’ân’da Peygamberimiz’in (asm), “büyük bir ahlâk üzere olduğu”nun (Kalem, 68/4) beyan edilmesi de, onun Kur’ân ahlâkına sahip olduğunu gösteriyor. Kur’ân’ın inanç, sevgi ve şefkat odaklı ahlâk kodları bütün insanların gerçek iyiyi bulmalarını, mutlu olmalarını sağlayacak kodlardır.

Bu ahlâk kodlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Doğruluk (Bakara, 2/177; el-Ahzab, 33/70), takva (el-Araf, 7/96, et-Talak, 65/2), tövbe (Nisa, 4/26-27; et-Tevbe, 9/104; eş-Şura, 42/25), şükür (ed-Dehr, 75/3; İbrahim, 14/7), ihlâs (el-Bakara, 2/138.), sabır (el-Asr, 103/2-3; el-Ahzab, 33/35), merhamet (el-Araf, 7/156; el-Mü’minun, 233/110; el-Beled, 90/17-18), hilm (Al-i İmran, 3/159), iffet (en-Nur, 24/33; el-Maide,5/55; el-Ahzab, 33/35), güzel söz (en-Nisa, 4/114; el-İsra,17/53; en-Nahl, 16/125) salih amel (el-Maide, 5/9; en-Nisa,4/173; Al-i İmran, 3/114)

Diğer taraftan Kur’ân’ın belirlediği herkes tarafından kabul gören ve fertlerin, ailelerin ve toplumların menfaatine olan yok edilmesi gereken kötü ahlâk kodları da vardır.

Bunlar da yalan söylemek (en-Nahl, 16/105,116; ez-Zümer, 39/3), sefahet (el-Bakara, 2/113,242; el-Araf,7/155; el-Cin,72/4), azgınlık (Hud, 11/16; el-İsra, 17/16, Seb’e, 34/34), nankörlük (Hud,11/9; el-Hacc, 22/16; lokman, 31/32; Fatır, 35/36), israf (el En’am, 6/141; el Furkan, 25/67; el Araf, 7/34,81), cimrilik (En Nisa, 4/53; el-İsra, 17/100; Muhammed, 47/38; el-Bakara,2/268), ümitsizlik (er-Rum, 30/37; Hud, 11/11; ez-Zümer,39/53), başa kakmak (el-Müddessir, 74/6; el-Bakara, 2/262,264; el-Hücurat, 49/17), tecavüz (en-Nisa, 4/29; el-Maide, 5/2; en-Nur, 24/22), kibir (en-Nahl, 16/22; en-Nisa, 4/172; el-Mümin, 40/60), fuhuş ve zina (e-Araf, 7/28; en-Nahl, 16/90; el-Müminun, 23/5; el-İsra, 17/32; en-Nur, 24/3) kumar ve içki (Maide, 5/90) gibi hususlardır.

23 Nisan 2019 Salı

KİŞİSEL GELİŞİM

Kur'an'ı Kerim'deki kişisel gelişim ayetleri

Kur'an'ı Kerim'de kişisel gelişim ayetlerinden bazıları:

İsra 37: Kibirli olma alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu

aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp insanları ezerek arkadaşlarını

kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret

göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılen kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin

dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi

tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir

etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine senden zor

durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için

asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma.

Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin

hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu şarta bağlama. Vermek almaktan daha

büyük bir ihtiyaçtır asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off’ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken vicdanının sesini duymazlıktan gelme

Çerçeveletip odama asmaak istiyorum

15 Kasım 2018 Perşembe

EĞİTİMDEKİ EN ÖNEMLİ HUSUSU GÖZARDI EDİYORUZ


Çocuklarımıza İyi İnsan Olmayı Öğretmek Öğretmenlerin Görevi Olmamalı


0
135
Öğretmenlerin büyük bir hayranıyım. İnanın bana. Öyleyim. Eşim de öyledir.
Ancak bir ebeveyn olarak konuşuyorum; öğretmenlerimizden bizim yapıyor olmamız gereken şeyleri yapmalarını istiyoruz. Öğretmenler öğrencilerin gelişimlerine yardım etmekten mutluluk duyarlar ancak çocuklarımıza iyi birer vatandaş olmayı öğretmek onların görevi değil. Biz çocuklarımıza iyi insanlar olmayı öğretirken öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.  
Öğretmenler çocuklarıma “lütfen” ya da “teşekkür ederim” demeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, benim zaten terbiye verdiğim çocuğumun davranışlarından yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler çocuklarıma zorbalık yapmamayı öğretmek zorunda kalmamalı. Zorbalık yapmamayı ve diğer çocuklara sataşmamayı kendi çocuğuma öğretmek benim işim. Çocuklarımı nazik ve düşünceli insanlar olarak yetiştirmeliyim ve öğretmenler de bundan yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler çocuklarıma otoriteye saygı göstermeyi öğretmek zorunda kalmamalı. Öğretmenler, bunu onlara zaten öğretmiş olan eşim ve benden yararlanan insanlar olmalı. Öğretmeni oğlumdan bir şey yapmasını istediğinde “tabii, öğretmenim” demesi ya da en azından saygılı bir şekilde “neden” diye sorması gerektiğini ona zaten öğretmiş olmalıyım.
Öğretmenler kızıma sosyal medyanın tehlikelerini öğretmek zorunda kalmamalı. Çocuğuma henüz 12 yaşındayken akıllı telefon alma ve ondan, telefonla beraber gelen sorumluluğu anlamasını bekleme “aptallığını” gösteren onlar değil çünkü. Ben kızıma Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer sosyal medya sitelerinin zorbalar ve sapıklarla dolup taştığını çoktan öğretmiş olmalıyım ve kızımın öğretmenleri bu durumdan yararlanan insanlar olmalı.
Öğretmenler oğluma hijyen kurallarını öğretmek zorunda kalmamalı. Ona düzenli duş almayı, temiz olmayı ve kıyafetlerini yıkamayı öğretmesi gereken kişi benim. Öğretmenler benim bu davranışımdan yararlanan insanlar olmalıdır.
Öğretmenler çocuklarıma dünyadaki tek insanın kendileri olmadığını; koca evrenin onların etrafında dönmediğini; kelimelerinin ve davranışlarının önemli olduğunu; kibarlığın kabalıktan daha çok işe yaradığını; bazen susmak gerektiğini; okuldayken telefonu dolapta kilitli tutmanın onlara “acı” vermeyeceğini; elektriği, suyu, bilgisayarları, yemeği ve çocuklarımın başarısını isteyen ilgili öğretmenleri olan bir okula gittikleri için ne kadar şanslı olduklarını öğretmek zorunda kalmamalı.  
Çocuğunuzun okuma yazmayı neden öğrenemediğini merak ettiğinizde, yukarıda sıralanan her şeyi öğretmek zorunda kalmanın öğretmenlerimizin okuma yazma öğretme kabiliyetlerine ciddi şekilde engel olduğunu lütfen unutmayın.  
Yukarıda saydığım şeyleri öğretmek öğretmenlerden beklenmemeli. Bunları çocuklarımıza biz öğretmeliyiz ve öğretmenler de bundan yararlanmalı. Ebeveynler olarak okulda hayat dersleri değil, okulla ilgili şeyler öğrenmeye hazır olan çocuklarımız için daha iyi bir iş çıkarmalıyız.  
Yine de bir ebeveyn olarak, ailevi görevlerimde bazen başarısız olduğumun farkındayım. Ancak böyle durumlarda, çocuğuma “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi, sosyal medyanın zararlarını, kişisel hijyenine dikkat etmesi gerektiğini hatırlatan; çocuklara iyi birer insan olmayı öğreten, kendini işine adamış öğretmenlerin varolduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.

Çeviri: Zeynep Topal

8 Mayıs 2018 Salı

TESBİHAT


NAMAZDA OKUNAN TESPİHLER VE ANLAMLARI:
Allahü Ekber:
Anlamı: “Allah en büyüktür.”
Sübhanerabbiyelazim:
Anlamı: “Büyük olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”
Semi’allahu limen hamideh: 
Anlamı: “Allah kendine hamd edeni işitir.”
Rabbena lekelhamd: 
Anlamı: “Rabbimiz, hamd sanadır.”
Sübhanerabbbiyel a’la:
Anlamı: “Yüce olan Rabbim her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullah”
Anlamı: “Allah’ın selamı üzerinize olsun”
NAMAZDA OKUNAN DUALAR VE ANLAMLARI:
Sübhaneke Duâsı
“Sübhaanekellahümme Ve bihamdik. Ve tebâara kesmük ve teaalâaa ceddük (cenaze namazında Ve celle senâaük) Ve lâailahe gayrük”
Anlamı: “Allah’ım seni tenzih ve hamdinle tesbihederim. Senin şanın yücedir, ve senden gayri hjiçbir ilâh yoktur.”
Ettehiyyatü:
“Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühü esselâamü aleynâa ve alâ ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasülüh.”
Anlamı: “Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah’a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah’ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah’ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.”
Allahumme Salli:
“Allahümme salli alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd.”
Anlamı: “Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle.”
Allahumme Barik:
“Allahümme barik alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd.”
Anlamı: “Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.”
Rabbenâ Âatina:
“Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar.”
Anlamı: “Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.”
Rabbenâğfirlii:
“Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü’miniyne yevme yekuumül hisâab.”
Anlamı: “Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et.”
Kunut Duaları:
1.  “Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü’minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü neşküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.”
Anlamı: “Allah’ım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tövbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.”
2. “Allahümme iyyâke na’büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes’â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.”
Anlamı: “Allah’ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.”

NAMAZ TESBİHATI

NAMAZDAN SONRA DUA VE TESBİHATLARIN ANLAMLARI
“Estağfirullâh, estağfirullâh, estağfirullâh el-azîym el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-hayy’el kayyûm ve etübü ileyh.”
Anlamı: “Ulu olan kendisinden başka ilah bulunmayan, Hay ve Kayyûm (ezelî ve ebedî hayat ile diri, zatı ve kemâliyle kaim, yani yaratıklarının her an idare ve muhafaza­sında biricik hakim-i mutlak) olan Allah’a istiğfar eder beni affetmesini iste­rim.”
“Allâhumme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte yâ zelcelâli ve’l-ikrâm.”
Anlamı: “Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın.”
“Ala Resulina Muhammedin salavat”
Anlamı: “Salat Peygamberimiz Hz.Muhammed sallâllâhu aleyhi ve sellem‘in üzerine  olsun.”
“Subhânallâhi ve’l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîym.”
Anlamı: “Allah eksik sıfatlardan münezzehtir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.”
Sübhanallah: 
Anlamı: “Allah noksanlardan münezzehtir.”
Elhamdülillah:
Anlamı: “Hamd Allah’adır.”
Allahü Ekber:
Anlamı: “Allah en büyüktür.”
“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hâmdü ve hüve alâ külli şey’in kadir.”
Anlamı: “Eşsiz olan ve ortağı olmayan Allah’tan başka ilah yoktur. Hükümranlık Onundur, hamd Onadır ve O her şeye güç yetirendir.”

21 Nisan 2018 Cumartesi

VAKIA SURESİNİN SIRRI


Hz Osman Abdullah İbni Mesut r.a hasta iken onu ziyarete geldi . Baktı ki çok ağır hastadır , ona dedi ki:
Bir ihtiyacın var mı ?
Ölecek adamın ihtiyacı olur mu ? Rabbim bana kafidir .
Kızlarına hazineden bir maaş bağlıyayım mı ?
Abdullah İbni Mesut ( r . a ) da:
Bağlama çünkü ben R esulullah ( s . a . v )’ dan işittim ki " Her kim her gece Vakıa Süresini okursa ona fakirlik isabet etmez . Bende kızlarıma onu ezberlettim ,her gece okuyorlar. dedi.
Eğer Vakıa süresi sebebiyle sana rızık gelirse helallinden olur. Bu süreyi okumakta bir rızık kapısıdır " diye buyurmuşlarıdır
Orada bulunanlardan biri der ki: " Ben bunu duyduktan sonra gidip Vakıa suresini hemen ezberledim . Bir daha terk etmedim!
Hadîs - i serîflerde buyuruldu ki :
“Her kim , Vâkia sûresini her gece bir defa okumayi âdet haline getirirse , ömründe fakirlik görmez. ”
“Vâkia sûresi zenginlik sûresidir. Onu okuyunuz ve kadinlariniza ve çocuklariniza ögretiniz . ”
İşte ashab- ı kiram 'ın ( Rahmetullahi Aleyhim Ecmain. ) ilim taktiği . Öğrenmek, hemen tatbik etmek , hayatına yerleştirmek ve ömür boyu sebat etmekti .
Bizler gibi , okuyup , duyup , dinleyip duygulanıp , hatta ağlayıp sonra da unutmak değildi ! Allah ( C. C. ) Bizleri onların yoluna yolcu eylesin . Amin.

8 Ekim 2014 Çarşamba

"AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR"

             Eğitim küçük yaşta başlamalıdır.Çocuk; yapısı bakımından bir bal mumu gibidir.Ona istediğimiz biçimi verebilecek en uygun zaman çocukluk çağıdır.
             Yaş ağacı nasıl kolayca eğip büke bilirsek, çocuğu da önce ailesine sonra milletine ve insanlığa faydalı bir kişi olarak yetiştirmek elimizdedir.
              Olgun yaştaki insanları,daha önce edindikleri alışkanlıklardan, inandıkları düşüncelerden ayırabilmek çok zor olduğu için,kişiyi kolay biçim verebilecek yaş ağaç gibi, çocukluk çağında ele alıp eğitmemiz gerekir.
                                   
                                     "BAKARSAN BAĞ,BAKMAZSAN DAĞ OLUR."
              Meyve ağaçları ile dolu bir bahçe bellenip budanmaz,ilaçlanmaz ise ürün vermez.Bu bakımsızlık bir kaç yıl sürünce  o bahçe özelliğini yitirir.Dağ gibi yararsız olur.
              İnsanın yararlandığı bütün eşyalar,oturduğu ev de bir meyve bahçesi gibidir.Bunların bakımları yapılmazsa bu eşyalar kısa zamanda  kullanılmaz duruma gelir.Onlardan istediğimiz zaman yararlanamayız.Bu yüzden eşyalarımızın,yararlandığımız bütün aracın,gerecin bakımlarını zamanında yapmalı,onları kullanır durumda tutmalıyız.Yoksa onlarda elimizden gider.Atalar,"Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı kurtarır" diyerek bakımın önemini pek açık belirtmişlerdir.

                                      ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ
             Başkalarına muhtaç duruma düşmemek istiyorsak çalışmak zorundayız.
Çalışıp kazanabileceğimiz zamanı boş geçirmek doğru değildir.Yaz boyunca ötüp durup,kış için hiçbir hazırlık yapmayan ağustos böceğinin hikayesini bilirsiniz.Hazır zaman varken çalışmayan, zevk peşinde koşan,tembellik eden böceğin durumuna düşmemeliyiz.
             Çalışamayacağımız günleri düşünerek hazırlık yapmalıyız.Zor günlerde işimize yarayacak,bizi aç kalmaktan kurtaracak bazı maddeleri bir kenara koymakta fayda vardır.
              Sorunu başka açıdan
da düşünebiliriz;sağlığımız yerindeyken kazanacağımız mallar,çalışma gücümüzü kaybettiğimiz anda bizi sürünmekten kurtaracaktır.Çalışmadan rahat bir gelecek hazırlamak,iyi yaşamak mümkün değildir.Gençliğini ağustos böceği gibi boşuna harcayan,iyi bir eğitim almayan,bir işte dikiş tutturamayan insanın geleceği hiç hoş olmayacaktır.Geleceğimizi hazırlamak ve başarılı olmak için çalışmak zorundayız.
           

3 Eylül 2014 Çarşamba

ANNE BABALARIN DİKKATİNE !

MEB'den okullara ergenlik uyarısı

MEB, bu yıl ilk kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu.


Milli eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk  kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere  gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu. 
 
MEB, "uyum programına" ilişkin valiliklere yazı gönderdi. 
 
Sadece okul öncesi ve ilkokula başlayan değil, ortaokula başlayan  öğrencilerin de yeni bir okul ve öğrenme ortamıyla karşılaştığına dikkat çekilen  yazıda, bu nedenle, 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren 5. sınıf  öğrencileri için de uyum programının uygulanmasının planlandığı ifade edildi. 
 
Yazıda, ortaokul döneminde çocuğun, artık çocukluk döneminden çıkarak  ergenlik dönemine girmeye başlaması, okul ve çevre değişikliği, derslerdeki  akademik içerik ve düzeyinin farklılaşması, farklı ve çok sayıda ders çeşidi ve  öğretmenle karşılaşılacak olması nedeniyle bu uyum programının önem taşıdığı  belirtildi. 
 
Bu bağlamda, 2014-2015 eğitim öğretim yılında; okul öncesi, ilkokul 1.  sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının birinci sınıfına başlayacak  öğrencilerin uyum programının, 8-12 Eylül'de uygulanacağı kaydedildi. 
 
Söz konusu uygulama kapsamında; okulun çevre ve fiziki koşulları,  öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğrencinin okulu tanımasını ve  uyumunu kolaylaştıracak okul uyum programının okul öncesi öğrencileri için okul  öncesi öğretmenleri; ilkokul 1. sınıf öğrencileri için sınıf zümre öğretmenler  kurulu; ortaokul 5. sınıf  öğrencileri için ise okul müdürlüğünce branş  öğretmenlerinden oluşturulan komisyon tarafından 1-5 Eylül'de hazırlanarak uyum  haftasında uygulanması istendi. 
 
Yazıda, program kapsamında öğrencilerle okul yöneticilerinin,  öğretmenlerin ve okul personelinin tanıştırılması; müdür, müdür yardımcıları,  öğretmenler ve diğer okul personelinin odaları, rehberlik birimleri, güvenlik  görevlisi odası gibi okulun idari birimleri ile okul kütüphanesi, bilgisayar  sınıfları, laboratuvar, konferans ve spor salonu ile kantin gibi  mekanların  gezdirilmesi istendi. 
 
Okul çevresi, okuldaki hizmetler, mevzuat ve kurallar, okulun sosyal,  kültürel ve sportif  faaliyetleri, okulda ve çevresinde doğacak ihtiyaçlarını  nasıl giderecekleri hakkında bilgi verilmesinin önerildiği yazıda, öğrencilerin  ve velilerin birbiriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayacak etkinlikler  yapılmasının uygun olacağı belirtildi. 
 
Velilerin çocukların eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını  sağlamak amacıyla okul, öğrenci ve veli ilişkisinin önemi, öğrencilerde oluşabilecek kaygılarda alınacak tedbirler gibi konularda rehber öğretmenler  tarafından bilgilendirme yapılmasının tavsiye edilen yazıda, ortaokul 5. sınıf  öğrencilerine,  seçmeli derslerle ilgili detaylı bilgi verilmesi, öğrencilere  yaka kartı takılarak onlara okul ortamında yönetici, öğretmen ve diğer personel   tarafından isimleriyle hitap edilmesinin sağlanması istendi. 
 
Yazıda, okul öncesi ve 1. sınıf öğrencilerimizin okula uyumlarını  kolaylaştırabilmek için uygun ve gerekli görülen zaman ve şartlarda velilerin  sınıf ortamına alınmaları, okul rehber öğretmenlerinin uyum haftası sürecine  aktif olarak katılımlarının sağlanmasının uygun olacağı değerlendirildi. 
 

2 Mayıs 2014 Cuma

EĞİTİMİN AKSAYAN YÖNLERİ

Eğitim sistemimizin noksanlıkları 01.05.2014
90 seneden beri ülkemizde tatbik edilen eğitim sistemimiz bir türlü rayına oturtulamamıştır.
Bunun da yegâne sebebi, dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmek için zamanla ortaya çıkan noksanlıkların giderilememiş olmasıdır. Bununla ilgili olarak yapılan planlamalar ise hep siyasî ve resmî ideolojik hedefe yoğunlaştırılmasıdır! “Eğitim Sistemimiz” böylece giderek militarist bir yapıya büründürülmüştür! Sistemin düzeltilmesi konusunda zaman zaman bir takım teşebbüslerde bulunulmuştur. Fakat maalesef kifayet etmemiştir. Çeşitli dönemlerde yeniden tanzimata gidilmişse de, sadra şifa olamamıştır. Adeta, her defasında Amerika yeniden keşfedilmeye çalışılmıştır (!) Hâlbuki asıl olarak bin yıldan beri geliştirdiğimiz “Millî ve manevî kültürümüz”e sarılmamız, zamanın şartlarına göre yapılacak değişmeleri onun üzerine bina etmemiz işin en doğru olanı ve fıtratın icabı değil miydi? Ne yazık ki, bu kadar uzun zaman dilimi içerisinde, gizli ve alenî bir çok tahribat yapılmıştır! Hem de iyileştirme adına! Yakın tarihimiz bunun misalleriyle doludur. Öyle ki, akıl almayacak kadar sinsi ve çok yönlü olan bu tahribatların tamir edilmesi adeta imkânsız hale getirilmiştir. Onun için bu konuda gösterilecek ciddiyet ve samimiyetin de önü kesilmiş oluyor. 
Halihazırda tatbikattaki eğitimin bir çok noksanlıkları sayılıp dökülür. Meselâ; öğretmen kifayetsizliği,  okul ve derslik kifayetsizliği, âlet, edevat ve malzeme kifayetsizliği, eğitime ayrılan bütçe kifayetsizliği ve sair bir takım ihtiyaçlar konusu hiç gündemden düşmez. Eğitimdeki bütün başarısızlıklar da buna bağlanır. Oysa, öyle noksanlıklar var ki, bahis mevzuu olan bu noksanlıklar onun yanında hiç kalır. Meselâ, en başta görülen noksanlık, eğitimin din, ahlâk, maneviyat ve insanlık duygularından mahrum edilmesidir. Çünkü sistem, materyalist (Maneviyatı dışlayan, maddeci) temeller üzerine oturtturulmuştur. Peki bu eksikliklerin husûle getirdiği boşluklar ne ile doldurulabilir? Günümüzde ardı arkası gelmeyen bunalımlar, cinayetler, kaos terör, uyuşturuculuk, her çeşit zararlı alışkanlıklar ve hatta muvazzaf üst rütbeli ordu mensuplarının, halka karşı örgüt kurması, casusluk ittihamları ve sair çeşitli yolsuzluklar bu boşluktan ileri gelmiyor mu? 
BEDİÜZZAMAN’A KULAK VERMELİBu hususta Bediüzzaman Said Nursî (ra) Hazretleri, 1940’lı yıllarda Adalet Bakanı ve Risale-i Nurla alâkadar olan mahkemelerin hâkimlerine hitaben izah ettiği mühim tesbiti şöyle:
“ ... Evet, hürriyetçilerin (Osmanlı döneminde, iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi idarecilerinin) ahlâk-ı içtimâiyede (toplum ahlâkında) ve dinde ve seciye-i millîyede (dînî ve millî ahlâkta) bir derece lâubâlilik (önemseme, gevşeklik) göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, nâmuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, (gelecek nesli) seciye-i dîniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz” “... Evet, eski Terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye (İslâmî ve millî örf ve adetlere) karşı yüzde elli lâkaydlık (ilgisizlik) gösterildiği halde, elli sene sonra, yüzde doksan nefs-i emareye tabi olup (nefsin meşrû olmayan arzularına bağlı olup) millet ve vatanı anarşiliğe (bozgunculuğa) sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi,” (Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 20.)
Bediüzzaman Hazretlerinin elli sene sonra dediği 1990’lı yılları çoktan geride bırakmış bulunuyoruz. Ayrıca, Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği “Terbiye-i İslâmiyeyi” alanlardan meydandaki % 50’den de kimse kalmamışken, devlet ve millet olarak bu konuda ne düşünüyoruz? Aynı laubalilik ve lâkaytlık fazlasıyla devam etmiyor mu? Bu çok mühim tesbite ne zaman kulak vereceğiz? Bence lâkaydlık ve laubaliliğin ötesinde, vurdumduymaz bir toplum haline getirilmişiz. En başta toplumun can damarı olan eğitim yuvalarında ve “Karma Eğitim” adı altında ahlâksızlığın giderek tırmanışını sessizce seyrediyoruz. Adeta uyuşturulmuş bir vaziyetteyiz. Neredeyse her türlü âhlâksızlığı hoş görmeye başladık. Bu korkunç gelişme de zaman zaman karşımıza çeşitli toplumsal musîbet ve bunalım şeklinde çıkmaktadır. Bütün bunların yegâne çaresi, gerçek manada millî ahlâkımıza, inancımıza tam olarak sahip çıkıp, “Eğitim Sistemimizi” ona göre şekillendirmemizdir. Yani aslımıza dönüp, öz değerlerimize sahip çıkmamızdır. Aksi taktirde, (Allah (cc) korusun)çok korkunç akibete duçar olabiliriz!

21 Nisan 2014 Pazartesi

EĞİTİMDEKİ DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI


                                                                                                                             Dünyevîleştirmenin eğitimde görünen yüzü10.04.2014

Çağımızda şu dünyevîleşme dediğimiz unsur gittikçe hız kazanıyor… 
 
Bu olumsuz hızın yansımalarını eğitimde ve eğitimcide de görmek mümkündür.
Bakınız devletin eğitim kurumlarına; ‘Arşiv’ adı altında ihsas edilen depolar yığınla araç gereç mezarlığına dönmüş adeta…
Kırtasiyesinden tutun bina onarımına kadar müthiş bir bolluk mevcuttur…
Tasarruf tedbirleri adı altında genelgeler yayınlanır, fakat arzu edilen olumlu sonucun alındığı inandırıcılıktan uzak görülmektedir…
Bütün bunların yanı sıra eğitime yatırım altında eğitime harcananların bir dünyevîleşme manzaraları izhar etmektedir. Tutumlu olmak tutumluluğa riayet etmek maalesef hep dilde ve kâğıt üstünde kalmaktadır.
Hiç unutmam öğretmenlik yıllarımızda tebeşir bulmakta ve temin etmekte zorluklar yaşardık. Dışarılarda bulunan beyaz küçük ve yumuşak taşlarla sınıftaki kara tahtalar üzerinde yazmak yoluyla eğitim – öğretim yaptığımızı.
Şimdiler akıllı tahtalar, bedava ders kitapları, okullar doğalgazlı, sınıflar elektrikli aydınlatmalı gibi ileri seviyede maddî imkânlar mevcuttur.
Şekil itibariyle çokta güzel okullar yapılmakta, içleri modern araç ve gereçlerle donatılmaktadır.
Yani fizikî ve donanım açısından bir hayli ileri mesafede olan eğitimimiz maalesef gelişen ve değişen çağımız şartlarına uygun bir sistemle yönetilmek ve idare edilmekten uzaktır.
Yeni şekilcilik itibariyle dünyevîleşmenin zirvesinde seyr eden eğitim kurumlarımız müfredat ve iyi yetiştirme unsurlarında sınıfta kalmaya devam etmektedir.
Eğitimde dünyevîleşmenin bir başka versiyonuda eğitimcide görünmesidir.
Güzel ve hayırlı bir meslek sahibi olmanın verdiği sonuç hamd ve şükrün yanı sıra gelecekte maddî ve manevî değerlere sahip çıkması yönünde ellerinin altındaki körpe dimağları olumlu yönde eğitmeleri iktiza eder; eğitimcilerin…
Eğitimci gibi onurlu bir meslekle kazandırılacak meselelerin doğru şuurunu esas alarak gerek hayatı ve gerekse icra ettikleri mesleklerini büyük sorumluluklarla icra etmeleri gerekmektedir.
İnsanın iki boyutlu bir varlık olduğu realitesinden hareketle, eğittikleri çocukların ruhî eğitimlerinde sağlam kriterlerle mücehhez olmaları yönünde hareketi esas almaları lâzım ve elzamdır.
Meslekleri dışında kendi dünyalarında, kendilerini doğru istikamette yenileyerek çalışmalar yapmaları sürekli ve düzenli bir okuma alışkanlığının yanı sıra araştırıcı ve geliştirici istikamette çalışmalıdırlar.
‘Boş’ denilen vakitlerde maddiyata yönelik sohbetlerden kaçınılmalı, ülke insanımız manevî ve millî değerlerimize yönelik projeler üreterek hareketi esas almalıdırlar.
Nezih ve olumlu tutum davranışı benimseyip hayatıyla bu olguları yaşadıkları gibi dil unsuru ile de yaptıkları iyilikleri etraflarına yansıtmalılar…
İyi bir insan vasıflarına hayiz oldukları gibi, iyi bir eğitimci olmaları da gerekmektedir.
Sonuçta toplum içinde ‘örnek insan’ profilini hem lisanî halleri ve hem de lisanî kalbiyle samimî bir şekilde gidermeleri gerekmektedir. Zira, toplumumuzda eğitimciye karşı gösterilen sıcak ilgi ve alâkanın karşılığını böylesine olumlu tutum ve davranışlarla vermeleri mümkündür diyoruz.
Maddiyatın dünyevîleşmede önemli unsur olduğu muhakkaktır. Dünyevîleşmeye giden yolun maddiyata ziyade değer vermekten geçtiğinin bilinmesi gereken bir olgudur.
Dünyevîleşme gibi bir tehlikenin topyekûn cemiyetimize sirayet etmesinin önemli engellerinden birisi de eğitim ve eğitimciden geçmektedir. Bozuk rejimin kıskacına aldığı,
Eğitim sistemi ve bunu elinde tutan devletinde, eğitimcinin de bu hususiyetlere çok dikkat etmeleri gerekmektedir.
Ülke ve insanımızın istikbali adına, topyekûn bir kalkınmanın yolu sadece dünyevîleşmeden geçmiyor…
Japonya, bu hususa bariz bir örnek olsa gerek.
 
Mustafa Öztürkçü

10 Kasım 2013 Pazar

PARAYI KOLAY,AHLAKI ZOR KAZANIRIZ

Ahlâk yasakla değil eğitimle korunur          
OKULLARDAKİ EĞİTİM, MEDYADAKİ YAYINLAR
Öğrenci evleriyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan’ın başlattığı tartışma sürerken, komşular arasında ihbar mekanizmasını işletip valilikleri ve polisi harekete geçirerek özel alanlara müdahale edilmesinin sorunu çözmek yerine yeni sıkıntılara yol açacağı; çözümün ahlâkî değerleri öne çıkaran eğitim politikalarını ve medyada da aynı yönde yayınları güçlendirmek olduğu vurgulanıyor.
DEVLET “BEN EVLERİ FİŞLEYECEĞİM” DİYEMEZ
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu da konuyla ilgili olarak, “AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘Ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” şeklinde konuştu.
Yurtları arttırdık, ama yetmiyor
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz hem de TOKİ yapıyor” dedi.
Tartışmıyoruz, ayrıştırıyoruz
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin: “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise, burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
Ahlâk yasakla değil, eğitimle korunabilir
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin, “AK Parti buna karşıyım diyebilir ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” dedi. Gündoğdu, Memur-Sen Karaman İl Temsilciliği tarafından Yunus Emre Konferans Salonu’nda düzenlenen “Medeniyet Davamız ve Demokrasi Mücadelemiz” konulu konferansa katıldı. Gündoğdu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de referandumun, devletin milletinden, milletin devletine geçişin milâdı; Mısır’daki Adeviyye Meydanı’ndaki gençlerin haykırışının da dünyaya yeni demokrasi tanımını haykırmanın ve vicdanı olan herkesin bir araya gelmesinin yeni sembolü ve yeni miladı olduğunu söyledi. Bugün Suriye’den yükselen çığlığın vicdanı olan herkesi yaraladığını belirten Gündoğdu, “Şimdi bir bacımız ‘Ey Batı! Hiç değilse bizi hayvan yerine koyun da hayvan olarak kurtarmaya çalışın diyor’ ama Batı’nın sesi çıkmıyor. Onun için medeniyet değerlerini önemseyenlerle, inancı ne olursa olsun ümmet bilinci ve insanlık bilincinin bir arada birleşmesi lâzım. Ortak bir karşı koyuşu olması lâzım” diye konuştu. 
SİYASÎ YA DA POLİTİK MALZEME YAPILMAMALI
Konuşmasında “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya da değinen Gündoğdu, şunları kaydetti: “Başbakan bir çağrı yapıyor, Başbakana kızanlar da bu çağrının tam karşısında yer alıyor. Ben sağlıklı bir ortamda konuşulduğu kanaatinde değilim. Anayasa gereği evlerde kimin oturacağına hiçbir iktidarın karışma imkânı olmadığını, bunu da en iyi Başbakanın bildiğine eminim. Bana göre burada başka bir şey var. CHP’linin de ya da başka bir partilinin de üniversiteye gönderdiği kızlarının, oğlanlarının, kız erkek karışık evlerde kalmasını, en azından yüzde 99’u istemeyeceğine göre, burada başka bir şey var. Gençlikle ilgili yapılacak şeyleri siyasî ya da politik malzeme yapmadan masaya yatırmak gerekir. Başbakanın bunu söylemesi doğru mu? Hem doğru hem yanlış. Ne demek istiyorum? Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, biri kürtajı savunuyor, biri karşı çıkıyor. Parti olarak bunu söyleyebilir. AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir. Sanırım bundan sonra daha fazla bunu konuşmamız gerekiyor.”
Yurtların sayısını arttırdık, ama yeterli değil
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdıklarına rağmen hâlâ yeterli olmadığını söyledi. Holiday Inn İstanbul Airport Otel’de düzenlenen program sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bayraktar, Başbakan ile Bülent Arınç’ın açıklamaları hakkında sorulan soruyla ilgili, “Başbakanımız bu konudaki sorunun cevabını verdi. Bunların basın aracılığıyla değil, bakanlar kurulunda konuşulacağını belirtti. Ben, yurt yapımı, kentsel dönüşüm, inşaat yapımından, arazi işinden çok iyi cevaplar veririm. Ben teknisyenim.” şeklinde cevap verdi. Yurtlarla ilgili sorulan soruya Bayraktar, “Yurtlarda eksikliğimiz var. Eskiye göre yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz, hem de TOKİ yapıyor. Bir taraftan da bakanlık olarak biz yapıyoruz ve vakıfların yapmasını da teşvik ediyoruz. Yapılan yurtları da devlet olarak kiralayacağız onu da taahhüt ediyoruz. Yurt işini çok daha modern bir şekilde, gençlerimize uygun bir şeklide yapmak için gayretlerimiz var.” ifadelerini kullandı. 
YURT-KUR bina kiralayacak
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları 15 yıllığına kiralayacaklarını bildirdi. Bakan Kılıç, yaptığı açıklamada, Türkiye’de üniversite olmayan il bırakmadıklarını ve özellikle kız çocuklarının eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri yönünde teşvikler yapıldığını söyledi. Bu tür çalışmalar sonucunda ülkede yurt ihtiyacının doğduğunu dile getiren Kılıç, Türkiye’de 310 bin yatak kapasitesinin bulunduğunu ve 163 yeni yurt inşaatının devam ettiğini kaydetti. Bugün başvuruda bulunduğu halde devlet yurtlarına yerleştirilemeyen 80 bin civarında öğrencinin bulunduğuna işaret eden Kılıç, önümüzdeki yıllarda bu talebin daha da artacağını işaret etti. Bu doğrultuda yurt kiralama çalışması başlattıklarını anlatan Kılıç, “Proje kapsamında 100 bin yatak kapasitesini özel sektörden kiralamak üzere Pazartesi günü ülke genelinde ilâna çıkıyoruz. 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları kiralayacağız” diye konuştu. Bakanlık olarak özel sektöre 15 yıl süreyle kiralama garantisi vereceklerini vurgulayan Kılıç, hedeflerinin şu anda 310 bin kişi olan yurt yatak kapasitesini önümüzdeki yıl eğitim-öğretim dönemi başında 450 bin kişiye çıkarmak olduğunu bildirdi.
En büyük sorunumuz düzgün tartışamamak
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Tek (öğrenci evleriyle ilgili tartışma) bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz.” dedi. Şahin, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya’yı ziyaret etti. Ziyaretinde gazetecilerin sorularını da cevaplayan Şahin, bir gazetecinin, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin sorusu üzerine alanın çok hassas bir alan olduğunu söyledi. En büyük sorunun, sorunu düzgün bir şekilde tartışmamak olduğunu vurgulayan Şahin, şöyle konuştu: “Tek bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız, istatistiki tartışmamız analizlerimizi iyi yapmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”

3 Kasım 2013 Pazar

SAĞLIK HABERLERİ

Karaciğer kanseri riskini kahveyle önleyin


Araştırmaya göre, günde üç bardak kahve tüketimi, karaciğer kanserine yakalanma riskini yüzde 50’nin üstünde azaltıyor.


Ame­ri­kan Gas­tro­en­te­ro­lo­ji Bir­li­ği­’nin res­mi kli­nik uy­gu­la­ma der­gi­si K­li­nik Gas­tro­en­te­ro­lo­ji ve He­pa­to­lo­ji’de ya­yım­la­nan me­ta ana­liz, kah­ve­nin sağ­lı­k üze­rin­de­ki olum­lu et­ki­si­ni bir kez da­ha ka­nıt­la­dı.

Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.

Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor:  “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.

Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”

Mikropları baharatlı çaylarla uzaklaştırın

İLGİLİ HABERLE
Kolesterole bire bir
Prof. Ye­şi­la­da “Ka­ran­fil, ka­ra­bi­ber ve zer­de­çal gi­bi ba­ha­rat­lı çay­la­rın mik­rop kı­rı­cı ve ra­hat­la­tı­cı et­ki­siy­le has­ta­lık­lar siz­den uzak du­ru­r” de­di

Ye­di­te­pe Üni­ver­si­te­si Ec­za­cı­lık Fa­kül­te­si Far­ma­kog­no­zi ve Fi­to­te­ra­pi Ana­bi­lim Da­lı Baş­ka­nı Prof. Dr. Er­dem Ye­şi­la­da, mik­ro­bik has­ta­lık­lar­dan ko­run­ma­da ba­ha­rat­lı çay­la­rın öne­mi­ni vur­gu­la­dı. Prof. Ye­şi­la­da bu çay­la­rı ve özel­lik­le­ri­ni de ak­tar­dı.

Ka­ran­fil

İçe­ri­sin­de bu­lu­nan uçu­cu özel­lik­te­ki öje­nol (ağ­rı ke­si­ci, an­ti­sep­tik), ağız ve bo­ğaz mu­ko­za­sı il­ti­hap­la­rın­da yan­gı gi­de­ri­ci­dir. Bak­te­ri, mik­ro­man­tar ve­ya vi­rüs­le­rin yol aç­tı­ğı ağız ve bo­ğaz en­fek­si­yon­la­rın­da an­ti­sep­tik ola­rak ve ağ­rı his­si­ni ha­fif­le­ti­ci et­ki­si var­dır. Bu ne­den­le, özel­lik­le Sey­lan tar­çı­nı ka­bu­ğu ile bir­lik­te mik­ro­or­ga­niz­ma­lar üze­rin­de et­ki­si ne­de­niy­le so­ğuk al­gın­lı­ğın­da çay ola­rak içil­me­si ya da ça­yı­nın gar­ga­ra ola­rak uy­gu­lan­ma­sı ya­rar­lı­dır. Ya­pı­lan bi­lim­sel ça­lış­ma­lar­da uçu­cu ya­ğı­nın an­ti­bi­yo­tik­le­rin et­kin­li­ği­ni ar­tır­dı­ğı gös­te­ril­miş­tir.

Ka­ra­bi­ber

Top ve toz form­la­rın­da­ki ka­ra­bi­ber mey­ve­le­ri ile ha­zır­la­nan çay­la ya­pı­lan gar­ga­ra bo­ğaz en­fek­si­yon­la­rın­da ya­rar­lı­dır. Bil­has­sa bo­ğaz­da so­ğuk al­gın­lı­ğı be­lir­ti­le­ri­nin ilk his­se­dil­di­ği sü­reç­te uy­gu­lan­ma­sı du­ru­mun­da da­ha et­ki­li­dir. Ay­rı­ca ba­ğı­şık­lık sis­te­mi­ni dü­zen­le­yi­ci, yan­gı­yı ve spazm­la­rı gi­de­ri­ci, kan­ser­leş­me­yi ön­le­yi­ci et­ki­le­ri var­dır.

Zer­de­çal

İti­hap ve ateş ön­le­yi­ci ve an­ti­mik­ro­bi­yel et­ki­le­ri ça­lış­ma­lar­la or­ta­ya ko­nul­muş­tur. Ka­ra­ci­ğer ha­sa­rı­nı ön­le­yi­ci, an­ti­ok­si­dan ve kan li­pit se­vi­ye­si­ni ko­ru­yu­cu­dur.  
SERDA KIVILCIM - BUGÜN GAZETESİ

1 Kasım 2013 Cuma

SOSYAL DEVLETİN GEREĞİ

Üstün zekalıya da destekYönetim Bilimi Uzmanı Doğan Ceylan, devletin üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerin de alacağı destek eğitim giderlerini karşılaması ve bu işi özel girişimcilere bırakması gerektiğini açıkladı. 

Bakanlığın 22 Ekim 2013’te bu çocukların tespitinin yapılmasını, anasınıfı ve  ilkokulda öğretmenlerince eğitilmelerini, ortaokulda yeteneklerine uygun seçmeli dersler alarak geliştirilmesini ve bilim sanat merkezlerine yönlendirilmesini istediğini belirten Ceylan, “Niyet iyi ancak gözden kaçırılan bazı hususlar var.” dedi. 
Doğan konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1. Okulöncesi ve sınıf öğretmenleri, üstün zekalı veya özel yetenekli çocukların eğitimine ilişkin üniversitelerde yeterli eğitim almıyor. Bu durumda öncelikle öğretmenlere eğitim verilmeli.  
2. Ortaokul öğrencilerinin Bilim ve Sanat merkezlerine yönlendirilmesi istense de bunların sayısı çok yetersiz, olanlar da dolu. Sayıları en az üç katına çıkarılmalı. 
3. Devletçe yeterli sayıda kurum açılana kadar on binlerce çocuğumuz heba olmaya devam edecektir. Bunu önlemenin bir tek yolu var: Devlet özürlülere nasıl sahip çıkıyor ve destek eğitimi giderlerini ödüyorsa, üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerinkini de karşılamalı ve bu işi özel girişimcilere bırakmalıdır.

28 Ekim 2013 Pazartesi

ÖĞRETMENLİK KOLAY DEĞİLDİR.

Başarılı öğretmen – Başarısız öğretmen


Öğretmenlik kolay değildir.

Her meslekte olduğu gibi, “Öğretmenlik Mesleğinde” de kişilikler farklı olduğundan “başarılı” ve “başarısız” öğretmenin olunabilir. Eğitimcilerin ve öğrencilerin gözüyle “başarılı, iyi bir öğretmen” in özellikleri nelerdir?  Kısaca özetlemek gerekirse;  tespitlerimi sizlerle paylaşmak isterim.
İyi bir öğretmen,
1.    Öğrencilerine konuşma  fırsatı verir, onların derse katılımlarını sağlar.
2.    Öğrencilerinin  daha aktif olmaları için onları cesaretlendir. 
3.    Hata yaptıkları zaman bile öğrencilerine cesaret verir.
4.    Öğrencilerinin hatalarına karşı hoşgörülüdür.
5.    Kendi sorunlarını sınıfa getirmez.
6.    Anne-baba ve arkadaş gibi öğrencileriyle dost olmasını bilir.
7.    Öğretmeyi ve öğrencilerini sever. Öğrencilerini ciddiye alır.
8.    Sınıfta ürününü satmak için profesyonel bir oyuncudur.
9.    Derse uygun araç-gerecini ve teknolojiyi kullanır.
10.Dersine ait öğretim metot ve tekniklerini bilir.
11.Konularının öğretimine ilişkin görsel ve işitsel araçları derste kullanır.
12.Üretken bir çevre yaratır. Alanında uzmanlaşmıştır.
13.İyi davranışlar sergiler. Sabırlı ve öğretmenlik heyecanını asla yitirmez.
14.Sınavlardan önce öğretir. Tahtayı çok kullanmaz.
15. “Neyi? Ne zaman? Nasıl? ve Niçin?”  öğreteceği  konusunda  emindir.
16.Yeterince öğretmeden asla sınav yapmaz.
17.Konuları öğrencilerinin seviyelerine göre anlatır.
18.İşini ve öğrencilerini sever. Bir seferde yalnız bir şey öğretir.
19.İyi bir plâncı ve derse hazırlıklıdır. Öğrenci merkezli öğretimi uygular.
20.Öğrencilerine tanır, isimleriyle hitap eder.
21.Kendini alanında sürekli yeniler. Teknolojiyi kullanmasını bilir.
22.Derste beden dilini kullanır. Sınıfta profesyonel bir oyuncudur.
23.Derste bir yerde sabit durmaz, hareket halindedir.
24.Öğrencilerinin kendisini gözleriyle takip etmesini sağlar.
25.Öğrencileriyle arasında daima bir mesafe bulundurur.
26. Veli ve arkadaş toplantılarını yönetir.
27.Derslerine hazırlanarak, amaca uygun bir plânla girer.
28.Kendisini ve dersini sevdirir. Öğrencilerini notla korkutmaz.
29.Derslerinde öğrencilerini sıkmaz. Zaman zaman sınıfa uygun şaka yapar.
30.Her şeyi bildiğine inanmaz. Öğrencilerinin ihtiyaçlarını bilir.
31.Sınıf yönetimini iyi bilir. Sınıfta boşuna zaman harcamaz.
32.Sevgi ve saygıya dayalı bir otoritesi vardır.
33.Araştırmayı sever. Karar vermesini bilir.
34.Derste öğrencileriyle aynı frekanstadır.
35.Tatlı dil ve güler yüzle başarıya ulaşılacağını bilir.
Bu özellikleri çoğaltabiliriz.
Başarısız  Öğretmen’in özelliklerine gelince;
Sizler de öğrenci oldunuz. Hani derler ya, “En iyi müfettiş öğrencilerdir”. Belki de öğrenme hevesinizi kıran, dersten soğutan ve başarısız olmanıza neden olduğunu düşündüğünüz öğretmenleriniz olmuştur.
Başarısız öğretmenlerin özelliklerini tek tek saymak istemiyorum. Yukarıdaki özellikleri ters-yüz edersek, çıkan olumsuzluklar da “başarısız öğretmenler”in özellikleri olur.
“Öğrencinin beyni paraşüt gibidir. Açık olduğunda işe yarar…”
Tüm öğretmenlerimize  başarılı olmalarını dilerim.
Sevgi ve saygılarımla.  
Ali İhsan ÖZÇAKIR
MEB. Bakanlık Başmüfettişi (E)