21 Nisan 2018 Cumartesi

VAKIA SURESİNİN SIRRI


Hz Osman Abdullah İbni Mesut r.a hasta iken onu ziyarete geldi . Baktı ki çok ağır hastadır , ona dedi ki:
Bir ihtiyacın var mı ?
Ölecek adamın ihtiyacı olur mu ? Rabbim bana kafidir .
Kızlarına hazineden bir maaş bağlıyayım mı ?
Abdullah İbni Mesut ( r . a ) da:
Bağlama çünkü ben R esulullah ( s . a . v )’ dan işittim ki " Her kim her gece Vakıa Süresini okursa ona fakirlik isabet etmez . Bende kızlarıma onu ezberlettim ,her gece okuyorlar. dedi.
Eğer Vakıa süresi sebebiyle sana rızık gelirse helallinden olur. Bu süreyi okumakta bir rızık kapısıdır " diye buyurmuşlarıdır
Orada bulunanlardan biri der ki: " Ben bunu duyduktan sonra gidip Vakıa suresini hemen ezberledim . Bir daha terk etmedim!
Hadîs - i serîflerde buyuruldu ki :
“Her kim , Vâkia sûresini her gece bir defa okumayi âdet haline getirirse , ömründe fakirlik görmez. ”
“Vâkia sûresi zenginlik sûresidir. Onu okuyunuz ve kadinlariniza ve çocuklariniza ögretiniz . ”
İşte ashab- ı kiram 'ın ( Rahmetullahi Aleyhim Ecmain. ) ilim taktiği . Öğrenmek, hemen tatbik etmek , hayatına yerleştirmek ve ömür boyu sebat etmekti .
Bizler gibi , okuyup , duyup , dinleyip duygulanıp , hatta ağlayıp sonra da unutmak değildi ! Allah ( C. C. ) Bizleri onların yoluna yolcu eylesin . Amin.

8 Ekim 2014 Çarşamba

"AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR"

             Eğitim küçük yaşta başlamalıdır.Çocuk; yapısı bakımından bir bal mumu gibidir.Ona istediğimiz biçimi verebilecek en uygun zaman çocukluk çağıdır.
             Yaş ağacı nasıl kolayca eğip büke bilirsek, çocuğu da önce ailesine sonra milletine ve insanlığa faydalı bir kişi olarak yetiştirmek elimizdedir.
              Olgun yaştaki insanları,daha önce edindikleri alışkanlıklardan, inandıkları düşüncelerden ayırabilmek çok zor olduğu için,kişiyi kolay biçim verebilecek yaş ağaç gibi, çocukluk çağında ele alıp eğitmemiz gerekir.
                                   
                                     "BAKARSAN BAĞ,BAKMAZSAN DAĞ OLUR."
              Meyve ağaçları ile dolu bir bahçe bellenip budanmaz,ilaçlanmaz ise ürün vermez.Bu bakımsızlık bir kaç yıl sürünce  o bahçe özelliğini yitirir.Dağ gibi yararsız olur.
              İnsanın yararlandığı bütün eşyalar,oturduğu ev de bir meyve bahçesi gibidir.Bunların bakımları yapılmazsa bu eşyalar kısa zamanda  kullanılmaz duruma gelir.Onlardan istediğimiz zaman yararlanamayız.Bu yüzden eşyalarımızın,yararlandığımız bütün aracın,gerecin bakımlarını zamanında yapmalı,onları kullanır durumda tutmalıyız.Yoksa onlarda elimizden gider.Atalar,"Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı kurtarır" diyerek bakımın önemini pek açık belirtmişlerdir.

                                      ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ
             Başkalarına muhtaç duruma düşmemek istiyorsak çalışmak zorundayız.
Çalışıp kazanabileceğimiz zamanı boş geçirmek doğru değildir.Yaz boyunca ötüp durup,kış için hiçbir hazırlık yapmayan ağustos böceğinin hikayesini bilirsiniz.Hazır zaman varken çalışmayan, zevk peşinde koşan,tembellik eden böceğin durumuna düşmemeliyiz.
             Çalışamayacağımız günleri düşünerek hazırlık yapmalıyız.Zor günlerde işimize yarayacak,bizi aç kalmaktan kurtaracak bazı maddeleri bir kenara koymakta fayda vardır.
              Sorunu başka açıdan
da düşünebiliriz;sağlığımız yerindeyken kazanacağımız mallar,çalışma gücümüzü kaybettiğimiz anda bizi sürünmekten kurtaracaktır.Çalışmadan rahat bir gelecek hazırlamak,iyi yaşamak mümkün değildir.Gençliğini ağustos böceği gibi boşuna harcayan,iyi bir eğitim almayan,bir işte dikiş tutturamayan insanın geleceği hiç hoş olmayacaktır.Geleceğimizi hazırlamak ve başarılı olmak için çalışmak zorundayız.
           

3 Eylül 2014 Çarşamba

ANNE BABALARIN DİKKATİNE !

MEB'den okullara ergenlik uyarısı

MEB, bu yıl ilk kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu.


Milli eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk  kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere  gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu. 
 
MEB, "uyum programına" ilişkin valiliklere yazı gönderdi. 
 
Sadece okul öncesi ve ilkokula başlayan değil, ortaokula başlayan  öğrencilerin de yeni bir okul ve öğrenme ortamıyla karşılaştığına dikkat çekilen  yazıda, bu nedenle, 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren 5. sınıf  öğrencileri için de uyum programının uygulanmasının planlandığı ifade edildi. 
 
Yazıda, ortaokul döneminde çocuğun, artık çocukluk döneminden çıkarak  ergenlik dönemine girmeye başlaması, okul ve çevre değişikliği, derslerdeki  akademik içerik ve düzeyinin farklılaşması, farklı ve çok sayıda ders çeşidi ve  öğretmenle karşılaşılacak olması nedeniyle bu uyum programının önem taşıdığı  belirtildi. 
 
Bu bağlamda, 2014-2015 eğitim öğretim yılında; okul öncesi, ilkokul 1.  sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının birinci sınıfına başlayacak  öğrencilerin uyum programının, 8-12 Eylül'de uygulanacağı kaydedildi. 
 
Söz konusu uygulama kapsamında; okulun çevre ve fiziki koşulları,  öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğrencinin okulu tanımasını ve  uyumunu kolaylaştıracak okul uyum programının okul öncesi öğrencileri için okul  öncesi öğretmenleri; ilkokul 1. sınıf öğrencileri için sınıf zümre öğretmenler  kurulu; ortaokul 5. sınıf  öğrencileri için ise okul müdürlüğünce branş  öğretmenlerinden oluşturulan komisyon tarafından 1-5 Eylül'de hazırlanarak uyum  haftasında uygulanması istendi. 
 
Yazıda, program kapsamında öğrencilerle okul yöneticilerinin,  öğretmenlerin ve okul personelinin tanıştırılması; müdür, müdür yardımcıları,  öğretmenler ve diğer okul personelinin odaları, rehberlik birimleri, güvenlik  görevlisi odası gibi okulun idari birimleri ile okul kütüphanesi, bilgisayar  sınıfları, laboratuvar, konferans ve spor salonu ile kantin gibi  mekanların  gezdirilmesi istendi. 
 
Okul çevresi, okuldaki hizmetler, mevzuat ve kurallar, okulun sosyal,  kültürel ve sportif  faaliyetleri, okulda ve çevresinde doğacak ihtiyaçlarını  nasıl giderecekleri hakkında bilgi verilmesinin önerildiği yazıda, öğrencilerin  ve velilerin birbiriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayacak etkinlikler  yapılmasının uygun olacağı belirtildi. 
 
Velilerin çocukların eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını  sağlamak amacıyla okul, öğrenci ve veli ilişkisinin önemi, öğrencilerde oluşabilecek kaygılarda alınacak tedbirler gibi konularda rehber öğretmenler  tarafından bilgilendirme yapılmasının tavsiye edilen yazıda, ortaokul 5. sınıf  öğrencilerine,  seçmeli derslerle ilgili detaylı bilgi verilmesi, öğrencilere  yaka kartı takılarak onlara okul ortamında yönetici, öğretmen ve diğer personel   tarafından isimleriyle hitap edilmesinin sağlanması istendi. 
 
Yazıda, okul öncesi ve 1. sınıf öğrencilerimizin okula uyumlarını  kolaylaştırabilmek için uygun ve gerekli görülen zaman ve şartlarda velilerin  sınıf ortamına alınmaları, okul rehber öğretmenlerinin uyum haftası sürecine  aktif olarak katılımlarının sağlanmasının uygun olacağı değerlendirildi. 
 

2 Mayıs 2014 Cuma

EĞİTİMİN AKSAYAN YÖNLERİ

Eğitim sistemimizin noksanlıkları 01.05.2014
90 seneden beri ülkemizde tatbik edilen eğitim sistemimiz bir türlü rayına oturtulamamıştır.
Bunun da yegâne sebebi, dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmek için zamanla ortaya çıkan noksanlıkların giderilememiş olmasıdır. Bununla ilgili olarak yapılan planlamalar ise hep siyasî ve resmî ideolojik hedefe yoğunlaştırılmasıdır! “Eğitim Sistemimiz” böylece giderek militarist bir yapıya büründürülmüştür! Sistemin düzeltilmesi konusunda zaman zaman bir takım teşebbüslerde bulunulmuştur. Fakat maalesef kifayet etmemiştir. Çeşitli dönemlerde yeniden tanzimata gidilmişse de, sadra şifa olamamıştır. Adeta, her defasında Amerika yeniden keşfedilmeye çalışılmıştır (!) Hâlbuki asıl olarak bin yıldan beri geliştirdiğimiz “Millî ve manevî kültürümüz”e sarılmamız, zamanın şartlarına göre yapılacak değişmeleri onun üzerine bina etmemiz işin en doğru olanı ve fıtratın icabı değil miydi? Ne yazık ki, bu kadar uzun zaman dilimi içerisinde, gizli ve alenî bir çok tahribat yapılmıştır! Hem de iyileştirme adına! Yakın tarihimiz bunun misalleriyle doludur. Öyle ki, akıl almayacak kadar sinsi ve çok yönlü olan bu tahribatların tamir edilmesi adeta imkânsız hale getirilmiştir. Onun için bu konuda gösterilecek ciddiyet ve samimiyetin de önü kesilmiş oluyor. 
Halihazırda tatbikattaki eğitimin bir çok noksanlıkları sayılıp dökülür. Meselâ; öğretmen kifayetsizliği,  okul ve derslik kifayetsizliği, âlet, edevat ve malzeme kifayetsizliği, eğitime ayrılan bütçe kifayetsizliği ve sair bir takım ihtiyaçlar konusu hiç gündemden düşmez. Eğitimdeki bütün başarısızlıklar da buna bağlanır. Oysa, öyle noksanlıklar var ki, bahis mevzuu olan bu noksanlıklar onun yanında hiç kalır. Meselâ, en başta görülen noksanlık, eğitimin din, ahlâk, maneviyat ve insanlık duygularından mahrum edilmesidir. Çünkü sistem, materyalist (Maneviyatı dışlayan, maddeci) temeller üzerine oturtturulmuştur. Peki bu eksikliklerin husûle getirdiği boşluklar ne ile doldurulabilir? Günümüzde ardı arkası gelmeyen bunalımlar, cinayetler, kaos terör, uyuşturuculuk, her çeşit zararlı alışkanlıklar ve hatta muvazzaf üst rütbeli ordu mensuplarının, halka karşı örgüt kurması, casusluk ittihamları ve sair çeşitli yolsuzluklar bu boşluktan ileri gelmiyor mu? 
BEDİÜZZAMAN’A KULAK VERMELİBu hususta Bediüzzaman Said Nursî (ra) Hazretleri, 1940’lı yıllarda Adalet Bakanı ve Risale-i Nurla alâkadar olan mahkemelerin hâkimlerine hitaben izah ettiği mühim tesbiti şöyle:
“ ... Evet, hürriyetçilerin (Osmanlı döneminde, iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi idarecilerinin) ahlâk-ı içtimâiyede (toplum ahlâkında) ve dinde ve seciye-i millîyede (dînî ve millî ahlâkta) bir derece lâubâlilik (önemseme, gevşeklik) göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, nâmuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, (gelecek nesli) seciye-i dîniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz” “... Evet, eski Terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye (İslâmî ve millî örf ve adetlere) karşı yüzde elli lâkaydlık (ilgisizlik) gösterildiği halde, elli sene sonra, yüzde doksan nefs-i emareye tabi olup (nefsin meşrû olmayan arzularına bağlı olup) millet ve vatanı anarşiliğe (bozgunculuğa) sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi,” (Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 20.)
Bediüzzaman Hazretlerinin elli sene sonra dediği 1990’lı yılları çoktan geride bırakmış bulunuyoruz. Ayrıca, Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği “Terbiye-i İslâmiyeyi” alanlardan meydandaki % 50’den de kimse kalmamışken, devlet ve millet olarak bu konuda ne düşünüyoruz? Aynı laubalilik ve lâkaytlık fazlasıyla devam etmiyor mu? Bu çok mühim tesbite ne zaman kulak vereceğiz? Bence lâkaydlık ve laubaliliğin ötesinde, vurdumduymaz bir toplum haline getirilmişiz. En başta toplumun can damarı olan eğitim yuvalarında ve “Karma Eğitim” adı altında ahlâksızlığın giderek tırmanışını sessizce seyrediyoruz. Adeta uyuşturulmuş bir vaziyetteyiz. Neredeyse her türlü âhlâksızlığı hoş görmeye başladık. Bu korkunç gelişme de zaman zaman karşımıza çeşitli toplumsal musîbet ve bunalım şeklinde çıkmaktadır. Bütün bunların yegâne çaresi, gerçek manada millî ahlâkımıza, inancımıza tam olarak sahip çıkıp, “Eğitim Sistemimizi” ona göre şekillendirmemizdir. Yani aslımıza dönüp, öz değerlerimize sahip çıkmamızdır. Aksi taktirde, (Allah (cc) korusun)çok korkunç akibete duçar olabiliriz!

21 Nisan 2014 Pazartesi

EĞİTİMDEKİ DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI


                                                                                                                             Dünyevîleştirmenin eğitimde görünen yüzü10.04.2014

Çağımızda şu dünyevîleşme dediğimiz unsur gittikçe hız kazanıyor… 
 
Bu olumsuz hızın yansımalarını eğitimde ve eğitimcide de görmek mümkündür.
Bakınız devletin eğitim kurumlarına; ‘Arşiv’ adı altında ihsas edilen depolar yığınla araç gereç mezarlığına dönmüş adeta…
Kırtasiyesinden tutun bina onarımına kadar müthiş bir bolluk mevcuttur…
Tasarruf tedbirleri adı altında genelgeler yayınlanır, fakat arzu edilen olumlu sonucun alındığı inandırıcılıktan uzak görülmektedir…
Bütün bunların yanı sıra eğitime yatırım altında eğitime harcananların bir dünyevîleşme manzaraları izhar etmektedir. Tutumlu olmak tutumluluğa riayet etmek maalesef hep dilde ve kâğıt üstünde kalmaktadır.
Hiç unutmam öğretmenlik yıllarımızda tebeşir bulmakta ve temin etmekte zorluklar yaşardık. Dışarılarda bulunan beyaz küçük ve yumuşak taşlarla sınıftaki kara tahtalar üzerinde yazmak yoluyla eğitim – öğretim yaptığımızı.
Şimdiler akıllı tahtalar, bedava ders kitapları, okullar doğalgazlı, sınıflar elektrikli aydınlatmalı gibi ileri seviyede maddî imkânlar mevcuttur.
Şekil itibariyle çokta güzel okullar yapılmakta, içleri modern araç ve gereçlerle donatılmaktadır.
Yani fizikî ve donanım açısından bir hayli ileri mesafede olan eğitimimiz maalesef gelişen ve değişen çağımız şartlarına uygun bir sistemle yönetilmek ve idare edilmekten uzaktır.
Yeni şekilcilik itibariyle dünyevîleşmenin zirvesinde seyr eden eğitim kurumlarımız müfredat ve iyi yetiştirme unsurlarında sınıfta kalmaya devam etmektedir.
Eğitimde dünyevîleşmenin bir başka versiyonuda eğitimcide görünmesidir.
Güzel ve hayırlı bir meslek sahibi olmanın verdiği sonuç hamd ve şükrün yanı sıra gelecekte maddî ve manevî değerlere sahip çıkması yönünde ellerinin altındaki körpe dimağları olumlu yönde eğitmeleri iktiza eder; eğitimcilerin…
Eğitimci gibi onurlu bir meslekle kazandırılacak meselelerin doğru şuurunu esas alarak gerek hayatı ve gerekse icra ettikleri mesleklerini büyük sorumluluklarla icra etmeleri gerekmektedir.
İnsanın iki boyutlu bir varlık olduğu realitesinden hareketle, eğittikleri çocukların ruhî eğitimlerinde sağlam kriterlerle mücehhez olmaları yönünde hareketi esas almaları lâzım ve elzamdır.
Meslekleri dışında kendi dünyalarında, kendilerini doğru istikamette yenileyerek çalışmalar yapmaları sürekli ve düzenli bir okuma alışkanlığının yanı sıra araştırıcı ve geliştirici istikamette çalışmalıdırlar.
‘Boş’ denilen vakitlerde maddiyata yönelik sohbetlerden kaçınılmalı, ülke insanımız manevî ve millî değerlerimize yönelik projeler üreterek hareketi esas almalıdırlar.
Nezih ve olumlu tutum davranışı benimseyip hayatıyla bu olguları yaşadıkları gibi dil unsuru ile de yaptıkları iyilikleri etraflarına yansıtmalılar…
İyi bir insan vasıflarına hayiz oldukları gibi, iyi bir eğitimci olmaları da gerekmektedir.
Sonuçta toplum içinde ‘örnek insan’ profilini hem lisanî halleri ve hem de lisanî kalbiyle samimî bir şekilde gidermeleri gerekmektedir. Zira, toplumumuzda eğitimciye karşı gösterilen sıcak ilgi ve alâkanın karşılığını böylesine olumlu tutum ve davranışlarla vermeleri mümkündür diyoruz.
Maddiyatın dünyevîleşmede önemli unsur olduğu muhakkaktır. Dünyevîleşmeye giden yolun maddiyata ziyade değer vermekten geçtiğinin bilinmesi gereken bir olgudur.
Dünyevîleşme gibi bir tehlikenin topyekûn cemiyetimize sirayet etmesinin önemli engellerinden birisi de eğitim ve eğitimciden geçmektedir. Bozuk rejimin kıskacına aldığı,
Eğitim sistemi ve bunu elinde tutan devletinde, eğitimcinin de bu hususiyetlere çok dikkat etmeleri gerekmektedir.
Ülke ve insanımızın istikbali adına, topyekûn bir kalkınmanın yolu sadece dünyevîleşmeden geçmiyor…
Japonya, bu hususa bariz bir örnek olsa gerek.
 
Mustafa Öztürkçü

10 Kasım 2013 Pazar

PARAYI KOLAY,AHLAKI ZOR KAZANIRIZ

Ahlâk yasakla değil eğitimle korunur          
OKULLARDAKİ EĞİTİM, MEDYADAKİ YAYINLAR
Öğrenci evleriyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan’ın başlattığı tartışma sürerken, komşular arasında ihbar mekanizmasını işletip valilikleri ve polisi harekete geçirerek özel alanlara müdahale edilmesinin sorunu çözmek yerine yeni sıkıntılara yol açacağı; çözümün ahlâkî değerleri öne çıkaran eğitim politikalarını ve medyada da aynı yönde yayınları güçlendirmek olduğu vurgulanıyor.
DEVLET “BEN EVLERİ FİŞLEYECEĞİM” DİYEMEZ
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu da konuyla ilgili olarak, “AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘Ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” şeklinde konuştu.
Yurtları arttırdık, ama yetmiyor
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz hem de TOKİ yapıyor” dedi.
Tartışmıyoruz, ayrıştırıyoruz
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin: “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise, burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
Ahlâk yasakla değil, eğitimle korunabilir
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin, “AK Parti buna karşıyım diyebilir ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” dedi. Gündoğdu, Memur-Sen Karaman İl Temsilciliği tarafından Yunus Emre Konferans Salonu’nda düzenlenen “Medeniyet Davamız ve Demokrasi Mücadelemiz” konulu konferansa katıldı. Gündoğdu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de referandumun, devletin milletinden, milletin devletine geçişin milâdı; Mısır’daki Adeviyye Meydanı’ndaki gençlerin haykırışının da dünyaya yeni demokrasi tanımını haykırmanın ve vicdanı olan herkesin bir araya gelmesinin yeni sembolü ve yeni miladı olduğunu söyledi. Bugün Suriye’den yükselen çığlığın vicdanı olan herkesi yaraladığını belirten Gündoğdu, “Şimdi bir bacımız ‘Ey Batı! Hiç değilse bizi hayvan yerine koyun da hayvan olarak kurtarmaya çalışın diyor’ ama Batı’nın sesi çıkmıyor. Onun için medeniyet değerlerini önemseyenlerle, inancı ne olursa olsun ümmet bilinci ve insanlık bilincinin bir arada birleşmesi lâzım. Ortak bir karşı koyuşu olması lâzım” diye konuştu. 
SİYASÎ YA DA POLİTİK MALZEME YAPILMAMALI
Konuşmasında “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya da değinen Gündoğdu, şunları kaydetti: “Başbakan bir çağrı yapıyor, Başbakana kızanlar da bu çağrının tam karşısında yer alıyor. Ben sağlıklı bir ortamda konuşulduğu kanaatinde değilim. Anayasa gereği evlerde kimin oturacağına hiçbir iktidarın karışma imkânı olmadığını, bunu da en iyi Başbakanın bildiğine eminim. Bana göre burada başka bir şey var. CHP’linin de ya da başka bir partilinin de üniversiteye gönderdiği kızlarının, oğlanlarının, kız erkek karışık evlerde kalmasını, en azından yüzde 99’u istemeyeceğine göre, burada başka bir şey var. Gençlikle ilgili yapılacak şeyleri siyasî ya da politik malzeme yapmadan masaya yatırmak gerekir. Başbakanın bunu söylemesi doğru mu? Hem doğru hem yanlış. Ne demek istiyorum? Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, biri kürtajı savunuyor, biri karşı çıkıyor. Parti olarak bunu söyleyebilir. AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir. Sanırım bundan sonra daha fazla bunu konuşmamız gerekiyor.”
Yurtların sayısını arttırdık, ama yeterli değil
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdıklarına rağmen hâlâ yeterli olmadığını söyledi. Holiday Inn İstanbul Airport Otel’de düzenlenen program sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bayraktar, Başbakan ile Bülent Arınç’ın açıklamaları hakkında sorulan soruyla ilgili, “Başbakanımız bu konudaki sorunun cevabını verdi. Bunların basın aracılığıyla değil, bakanlar kurulunda konuşulacağını belirtti. Ben, yurt yapımı, kentsel dönüşüm, inşaat yapımından, arazi işinden çok iyi cevaplar veririm. Ben teknisyenim.” şeklinde cevap verdi. Yurtlarla ilgili sorulan soruya Bayraktar, “Yurtlarda eksikliğimiz var. Eskiye göre yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz, hem de TOKİ yapıyor. Bir taraftan da bakanlık olarak biz yapıyoruz ve vakıfların yapmasını da teşvik ediyoruz. Yapılan yurtları da devlet olarak kiralayacağız onu da taahhüt ediyoruz. Yurt işini çok daha modern bir şekilde, gençlerimize uygun bir şeklide yapmak için gayretlerimiz var.” ifadelerini kullandı. 
YURT-KUR bina kiralayacak
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları 15 yıllığına kiralayacaklarını bildirdi. Bakan Kılıç, yaptığı açıklamada, Türkiye’de üniversite olmayan il bırakmadıklarını ve özellikle kız çocuklarının eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri yönünde teşvikler yapıldığını söyledi. Bu tür çalışmalar sonucunda ülkede yurt ihtiyacının doğduğunu dile getiren Kılıç, Türkiye’de 310 bin yatak kapasitesinin bulunduğunu ve 163 yeni yurt inşaatının devam ettiğini kaydetti. Bugün başvuruda bulunduğu halde devlet yurtlarına yerleştirilemeyen 80 bin civarında öğrencinin bulunduğuna işaret eden Kılıç, önümüzdeki yıllarda bu talebin daha da artacağını işaret etti. Bu doğrultuda yurt kiralama çalışması başlattıklarını anlatan Kılıç, “Proje kapsamında 100 bin yatak kapasitesini özel sektörden kiralamak üzere Pazartesi günü ülke genelinde ilâna çıkıyoruz. 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları kiralayacağız” diye konuştu. Bakanlık olarak özel sektöre 15 yıl süreyle kiralama garantisi vereceklerini vurgulayan Kılıç, hedeflerinin şu anda 310 bin kişi olan yurt yatak kapasitesini önümüzdeki yıl eğitim-öğretim dönemi başında 450 bin kişiye çıkarmak olduğunu bildirdi.
En büyük sorunumuz düzgün tartışamamak
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Tek (öğrenci evleriyle ilgili tartışma) bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz.” dedi. Şahin, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya’yı ziyaret etti. Ziyaretinde gazetecilerin sorularını da cevaplayan Şahin, bir gazetecinin, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin sorusu üzerine alanın çok hassas bir alan olduğunu söyledi. En büyük sorunun, sorunu düzgün bir şekilde tartışmamak olduğunu vurgulayan Şahin, şöyle konuştu: “Tek bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız, istatistiki tartışmamız analizlerimizi iyi yapmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”

3 Kasım 2013 Pazar

SAĞLIK HABERLERİ

Karaciğer kanseri riskini kahveyle önleyin


Araştırmaya göre, günde üç bardak kahve tüketimi, karaciğer kanserine yakalanma riskini yüzde 50’nin üstünde azaltıyor.


Ame­ri­kan Gas­tro­en­te­ro­lo­ji Bir­li­ği­’nin res­mi kli­nik uy­gu­la­ma der­gi­si K­li­nik Gas­tro­en­te­ro­lo­ji ve He­pa­to­lo­ji’de ya­yım­la­nan me­ta ana­liz, kah­ve­nin sağ­lı­k üze­rin­de­ki olum­lu et­ki­si­ni bir kez da­ha ka­nıt­la­dı.

Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.

Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor:  “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.

Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”

Mikropları baharatlı çaylarla uzaklaştırın

İLGİLİ HABERLE
Kolesterole bire bir
Prof. Ye­şi­la­da “Ka­ran­fil, ka­ra­bi­ber ve zer­de­çal gi­bi ba­ha­rat­lı çay­la­rın mik­rop kı­rı­cı ve ra­hat­la­tı­cı et­ki­siy­le has­ta­lık­lar siz­den uzak du­ru­r” de­di

Ye­di­te­pe Üni­ver­si­te­si Ec­za­cı­lık Fa­kül­te­si Far­ma­kog­no­zi ve Fi­to­te­ra­pi Ana­bi­lim Da­lı Baş­ka­nı Prof. Dr. Er­dem Ye­şi­la­da, mik­ro­bik has­ta­lık­lar­dan ko­run­ma­da ba­ha­rat­lı çay­la­rın öne­mi­ni vur­gu­la­dı. Prof. Ye­şi­la­da bu çay­la­rı ve özel­lik­le­ri­ni de ak­tar­dı.

Ka­ran­fil

İçe­ri­sin­de bu­lu­nan uçu­cu özel­lik­te­ki öje­nol (ağ­rı ke­si­ci, an­ti­sep­tik), ağız ve bo­ğaz mu­ko­za­sı il­ti­hap­la­rın­da yan­gı gi­de­ri­ci­dir. Bak­te­ri, mik­ro­man­tar ve­ya vi­rüs­le­rin yol aç­tı­ğı ağız ve bo­ğaz en­fek­si­yon­la­rın­da an­ti­sep­tik ola­rak ve ağ­rı his­si­ni ha­fif­le­ti­ci et­ki­si var­dır. Bu ne­den­le, özel­lik­le Sey­lan tar­çı­nı ka­bu­ğu ile bir­lik­te mik­ro­or­ga­niz­ma­lar üze­rin­de et­ki­si ne­de­niy­le so­ğuk al­gın­lı­ğın­da çay ola­rak içil­me­si ya da ça­yı­nın gar­ga­ra ola­rak uy­gu­lan­ma­sı ya­rar­lı­dır. Ya­pı­lan bi­lim­sel ça­lış­ma­lar­da uçu­cu ya­ğı­nın an­ti­bi­yo­tik­le­rin et­kin­li­ği­ni ar­tır­dı­ğı gös­te­ril­miş­tir.

Ka­ra­bi­ber

Top ve toz form­la­rın­da­ki ka­ra­bi­ber mey­ve­le­ri ile ha­zır­la­nan çay­la ya­pı­lan gar­ga­ra bo­ğaz en­fek­si­yon­la­rın­da ya­rar­lı­dır. Bil­has­sa bo­ğaz­da so­ğuk al­gın­lı­ğı be­lir­ti­le­ri­nin ilk his­se­dil­di­ği sü­reç­te uy­gu­lan­ma­sı du­ru­mun­da da­ha et­ki­li­dir. Ay­rı­ca ba­ğı­şık­lık sis­te­mi­ni dü­zen­le­yi­ci, yan­gı­yı ve spazm­la­rı gi­de­ri­ci, kan­ser­leş­me­yi ön­le­yi­ci et­ki­le­ri var­dır.

Zer­de­çal

İti­hap ve ateş ön­le­yi­ci ve an­ti­mik­ro­bi­yel et­ki­le­ri ça­lış­ma­lar­la or­ta­ya ko­nul­muş­tur. Ka­ra­ci­ğer ha­sa­rı­nı ön­le­yi­ci, an­ti­ok­si­dan ve kan li­pit se­vi­ye­si­ni ko­ru­yu­cu­dur.  
SERDA KIVILCIM - BUGÜN GAZETESİ