| ||
| ||
Bu olumsuz hızın yansımalarını eğitimde ve eğitimcide de görmek mümkündür.
Bakınız devletin eğitim kurumlarına; ‘Arşiv’ adı altında ihsas edilen depolar yığınla araç gereç mezarlığına dönmüş adeta… Kırtasiyesinden tutun bina onarımına kadar müthiş bir bolluk mevcuttur… Tasarruf tedbirleri adı altında genelgeler yayınlanır, fakat arzu edilen olumlu sonucun alındığı inandırıcılıktan uzak görülmektedir… Bütün bunların yanı sıra eğitime yatırım altında eğitime harcananların bir dünyevîleşme manzaraları izhar etmektedir. Tutumlu olmak tutumluluğa riayet etmek maalesef hep dilde ve kâğıt üstünde kalmaktadır. Hiç unutmam öğretmenlik yıllarımızda tebeşir bulmakta ve temin etmekte zorluklar yaşardık. Dışarılarda bulunan beyaz küçük ve yumuşak taşlarla sınıftaki kara tahtalar üzerinde yazmak yoluyla eğitim – öğretim yaptığımızı. Şimdiler akıllı tahtalar, bedava ders kitapları, okullar doğalgazlı, sınıflar elektrikli aydınlatmalı gibi ileri seviyede maddî imkânlar mevcuttur. Şekil itibariyle çokta güzel okullar yapılmakta, içleri modern araç ve gereçlerle donatılmaktadır. Yani fizikî ve donanım açısından bir hayli ileri mesafede olan eğitimimiz maalesef gelişen ve değişen çağımız şartlarına uygun bir sistemle yönetilmek ve idare edilmekten uzaktır. Yeni şekilcilik itibariyle dünyevîleşmenin zirvesinde seyr eden eğitim kurumlarımız müfredat ve iyi yetiştirme unsurlarında sınıfta kalmaya devam etmektedir. Eğitimde dünyevîleşmenin bir başka versiyonuda eğitimcide görünmesidir. Güzel ve hayırlı bir meslek sahibi olmanın verdiği sonuç hamd ve şükrün yanı sıra gelecekte maddî ve manevî değerlere sahip çıkması yönünde ellerinin altındaki körpe dimağları olumlu yönde eğitmeleri iktiza eder; eğitimcilerin… Eğitimci gibi onurlu bir meslekle kazandırılacak meselelerin doğru şuurunu esas alarak gerek hayatı ve gerekse icra ettikleri mesleklerini büyük sorumluluklarla icra etmeleri gerekmektedir. İnsanın iki boyutlu bir varlık olduğu realitesinden hareketle, eğittikleri çocukların ruhî eğitimlerinde sağlam kriterlerle mücehhez olmaları yönünde hareketi esas almaları lâzım ve elzamdır. Meslekleri dışında kendi dünyalarında, kendilerini doğru istikamette yenileyerek çalışmalar yapmaları sürekli ve düzenli bir okuma alışkanlığının yanı sıra araştırıcı ve geliştirici istikamette çalışmalıdırlar. ‘Boş’ denilen vakitlerde maddiyata yönelik sohbetlerden kaçınılmalı, ülke insanımız manevî ve millî değerlerimize yönelik projeler üreterek hareketi esas almalıdırlar. Nezih ve olumlu tutum davranışı benimseyip hayatıyla bu olguları yaşadıkları gibi dil unsuru ile de yaptıkları iyilikleri etraflarına yansıtmalılar… İyi bir insan vasıflarına hayiz oldukları gibi, iyi bir eğitimci olmaları da gerekmektedir. Sonuçta toplum içinde ‘örnek insan’ profilini hem lisanî halleri ve hem de lisanî kalbiyle samimî bir şekilde gidermeleri gerekmektedir. Zira, toplumumuzda eğitimciye karşı gösterilen sıcak ilgi ve alâkanın karşılığını böylesine olumlu tutum ve davranışlarla vermeleri mümkündür diyoruz. Maddiyatın dünyevîleşmede önemli unsur olduğu muhakkaktır. Dünyevîleşmeye giden yolun maddiyata ziyade değer vermekten geçtiğinin bilinmesi gereken bir olgudur. Dünyevîleşme gibi bir tehlikenin topyekûn cemiyetimize sirayet etmesinin önemli engellerinden birisi de eğitim ve eğitimciden geçmektedir. Bozuk rejimin kıskacına aldığı, Eğitim sistemi ve bunu elinde tutan devletinde, eğitimcinin de bu hususiyetlere çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Ülke ve insanımızın istikbali adına, topyekûn bir kalkınmanın yolu sadece dünyevîleşmeden geçmiyor… Japonya, bu hususa bariz bir örnek olsa gerek.
Mustafa Öztürkçü
|
21 Nisan 2014 Pazartesi
EĞİTİMDEKİ DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI
10 Kasım 2013 Pazar
PARAYI KOLAY,AHLAKI ZOR KAZANIRIZ
| ||
OKULLARDAKİ EĞİTİM, MEDYADAKİ YAYINLAR
DEVLET “BEN EVLERİ FİŞLEYECEĞİM” DİYEMEZ
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu da konuyla ilgili olarak, “AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘Ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” şeklinde konuştu.
Yurtları arttırdık, ama yetmiyor
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz hem de TOKİ yapıyor” dedi.
Tartışmıyoruz, ayrıştırıyoruz
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin: “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise, burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
Ahlâk yasakla değil, eğitimle korunabilir
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin, “AK Parti buna karşıyım diyebilir ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” dedi. Gündoğdu, Memur-Sen Karaman İl Temsilciliği tarafından Yunus Emre Konferans Salonu’nda düzenlenen “Medeniyet Davamız ve Demokrasi Mücadelemiz” konulu konferansa katıldı. Gündoğdu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de referandumun, devletin milletinden, milletin devletine geçişin milâdı; Mısır’daki Adeviyye Meydanı’ndaki gençlerin haykırışının da dünyaya yeni demokrasi tanımını haykırmanın ve vicdanı olan herkesin bir araya gelmesinin yeni sembolü ve yeni miladı olduğunu söyledi. Bugün Suriye’den yükselen çığlığın vicdanı olan herkesi yaraladığını belirten Gündoğdu, “Şimdi bir bacımız ‘Ey Batı! Hiç değilse bizi hayvan yerine koyun da hayvan olarak kurtarmaya çalışın diyor’ ama Batı’nın sesi çıkmıyor. Onun için medeniyet değerlerini önemseyenlerle, inancı ne olursa olsun ümmet bilinci ve insanlık bilincinin bir arada birleşmesi lâzım. Ortak bir karşı koyuşu olması lâzım” diye konuştu.
SİYASÎ YA DA POLİTİK MALZEME YAPILMAMALI
Konuşmasında “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya da değinen Gündoğdu, şunları kaydetti: “Başbakan bir çağrı yapıyor, Başbakana kızanlar da bu çağrının tam karşısında yer alıyor. Ben sağlıklı bir ortamda konuşulduğu kanaatinde değilim. Anayasa gereği evlerde kimin oturacağına hiçbir iktidarın karışma imkânı olmadığını, bunu da en iyi Başbakanın bildiğine eminim. Bana göre burada başka bir şey var. CHP’linin de ya da başka bir partilinin de üniversiteye gönderdiği kızlarının, oğlanlarının, kız erkek karışık evlerde kalmasını, en azından yüzde 99’u istemeyeceğine göre, burada başka bir şey var. Gençlikle ilgili yapılacak şeyleri siyasî ya da politik malzeme yapmadan masaya yatırmak gerekir. Başbakanın bunu söylemesi doğru mu? Hem doğru hem yanlış. Ne demek istiyorum? Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, biri kürtajı savunuyor, biri karşı çıkıyor. Parti olarak bunu söyleyebilir. AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir. Sanırım bundan sonra daha fazla bunu konuşmamız gerekiyor.”
Yurtların sayısını arttırdık, ama yeterli değil
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdıklarına rağmen hâlâ yeterli olmadığını söyledi. Holiday Inn İstanbul Airport Otel’de düzenlenen program sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bayraktar, Başbakan ile Bülent Arınç’ın açıklamaları hakkında sorulan soruyla ilgili, “Başbakanımız bu konudaki sorunun cevabını verdi. Bunların basın aracılığıyla değil, bakanlar kurulunda konuşulacağını belirtti. Ben, yurt yapımı, kentsel dönüşüm, inşaat yapımından, arazi işinden çok iyi cevaplar veririm. Ben teknisyenim.” şeklinde cevap verdi. Yurtlarla ilgili sorulan soruya Bayraktar, “Yurtlarda eksikliğimiz var. Eskiye göre yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz, hem de TOKİ yapıyor. Bir taraftan da bakanlık olarak biz yapıyoruz ve vakıfların yapmasını da teşvik ediyoruz. Yapılan yurtları da devlet olarak kiralayacağız onu da taahhüt ediyoruz. Yurt işini çok daha modern bir şekilde, gençlerimize uygun bir şeklide yapmak için gayretlerimiz var.” ifadelerini kullandı.
YURT-KUR bina kiralayacak
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları 15 yıllığına kiralayacaklarını bildirdi. Bakan Kılıç, yaptığı açıklamada, Türkiye’de üniversite olmayan il bırakmadıklarını ve özellikle kız çocuklarının eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri yönünde teşvikler yapıldığını söyledi. Bu tür çalışmalar sonucunda ülkede yurt ihtiyacının doğduğunu dile getiren Kılıç, Türkiye’de 310 bin yatak kapasitesinin bulunduğunu ve 163 yeni yurt inşaatının devam ettiğini kaydetti. Bugün başvuruda bulunduğu halde devlet yurtlarına yerleştirilemeyen 80 bin civarında öğrencinin bulunduğuna işaret eden Kılıç, önümüzdeki yıllarda bu talebin daha da artacağını işaret etti. Bu doğrultuda yurt kiralama çalışması başlattıklarını anlatan Kılıç, “Proje kapsamında 100 bin yatak kapasitesini özel sektörden kiralamak üzere Pazartesi günü ülke genelinde ilâna çıkıyoruz. 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları kiralayacağız” diye konuştu. Bakanlık olarak özel sektöre 15 yıl süreyle kiralama garantisi vereceklerini vurgulayan Kılıç, hedeflerinin şu anda 310 bin kişi olan yurt yatak kapasitesini önümüzdeki yıl eğitim-öğretim dönemi başında 450 bin kişiye çıkarmak olduğunu bildirdi.
En büyük sorunumuz düzgün tartışamamak
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Tek (öğrenci evleriyle ilgili tartışma) bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz.” dedi. Şahin, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya’yı ziyaret etti. Ziyaretinde gazetecilerin sorularını da cevaplayan Şahin, bir gazetecinin, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin sorusu üzerine alanın çok hassas bir alan olduğunu söyledi. En büyük sorunun, sorunu düzgün bir şekilde tartışmamak olduğunu vurgulayan Şahin, şöyle konuştu: “Tek bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız, istatistiki tartışmamız analizlerimizi iyi yapmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
|
3 Kasım 2013 Pazar
SAĞLIK HABERLERİ
Karaciğer kanseri riskini kahveyle önleyin
Araştırmaya göre, günde üç bardak kahve tüketimi, karaciğer kanserine yakalanma riskini yüzde 50’nin üstünde azaltıyor.
Amerikan Gastroenteroloji Birliği’nin resmi klinik uygulama dergisi Klinik Gastroenteroloji ve Hepatoloji’de yayımlanan meta analiz, kahvenin sağlık üzerindeki olumlu etkisini bir kez daha kanıtladı.
Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.
Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor: “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.
Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”
Prof. Yeşilada “Karanfil, karabiber ve zerdeçal gibi baharatlı çayların mikrop kırıcı ve rahatlatıcı etkisiyle hastalıklar sizden uzak durur” dedi
SERDA KIVILCIM - BUGÜN GAZETESİ
Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.
Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor: “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.
Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”
Mikropları baharatlı çaylarla uzaklaştırın
- İLGİLİ HABERLE
- Kolesterole bire bir
Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, mikrobik hastalıklardan korunmada baharatlı çayların önemini vurguladı. Prof. Yeşilada bu çayları ve özelliklerini de aktardı.
Karanfil
İçerisinde bulunan uçucu özellikteki öjenol (ağrı kesici, antiseptik), ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında yangı gidericidir. Bakteri, mikromantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik olarak ve ağrı hissini hafifletici etkisi vardır. Bu nedenle, özellikle Seylan tarçını kabuğu ile birlikte mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da çayının gargara olarak uygulanması yararlıdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda uçucu yağının antibiyotiklerin etkinliğini artırdığı gösterilmiştir.
Karabiber
Top ve toz formlarındaki karabiber meyveleri ile hazırlanan çayla yapılan gargara boğaz enfeksiyonlarında yararlıdır. Bilhassa boğazda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği süreçte uygulanması durumunda daha etkilidir. Ayrıca bağışıklık sistemini düzenleyici, yangıyı ve spazmları giderici, kanserleşmeyi önleyici etkileri vardır.
Zerdeçal
İtihap ve ateş önleyici ve antimikrobiyel etkileri çalışmalarla ortaya konulmuştur. Karaciğer hasarını önleyici, antioksidan ve kan lipit seviyesini koruyucudur.
Karanfil
İçerisinde bulunan uçucu özellikteki öjenol (ağrı kesici, antiseptik), ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında yangı gidericidir. Bakteri, mikromantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik olarak ve ağrı hissini hafifletici etkisi vardır. Bu nedenle, özellikle Seylan tarçını kabuğu ile birlikte mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da çayının gargara olarak uygulanması yararlıdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda uçucu yağının antibiyotiklerin etkinliğini artırdığı gösterilmiştir.
Karabiber
Top ve toz formlarındaki karabiber meyveleri ile hazırlanan çayla yapılan gargara boğaz enfeksiyonlarında yararlıdır. Bilhassa boğazda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği süreçte uygulanması durumunda daha etkilidir. Ayrıca bağışıklık sistemini düzenleyici, yangıyı ve spazmları giderici, kanserleşmeyi önleyici etkileri vardır.
Zerdeçal
İtihap ve ateş önleyici ve antimikrobiyel etkileri çalışmalarla ortaya konulmuştur. Karaciğer hasarını önleyici, antioksidan ve kan lipit seviyesini koruyucudur.
1 Kasım 2013 Cuma
SOSYAL DEVLETİN GEREĞİ
Üstün zekalıya da destekYönetim Bilimi Uzmanı Doğan Ceylan, devletin üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerin de alacağı destek eğitim giderlerini karşılaması ve bu işi özel girişimcilere bırakması gerektiğini açıkladı.
Bakanlığın 22 Ekim 2013’te bu çocukların tespitinin yapılmasını, anasınıfı ve ilkokulda öğretmenlerince eğitilmelerini, ortaokulda yeteneklerine uygun seçmeli dersler alarak geliştirilmesini ve bilim sanat merkezlerine yönlendirilmesini istediğini belirten Ceylan, “Niyet iyi ancak gözden kaçırılan bazı hususlar var.” dedi.
Doğan konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1. Okulöncesi ve sınıf öğretmenleri, üstün zekalı veya özel yetenekli çocukların eğitimine ilişkin üniversitelerde yeterli eğitim almıyor. Bu durumda öncelikle öğretmenlere eğitim verilmeli.
2. Ortaokul öğrencilerinin Bilim ve Sanat merkezlerine yönlendirilmesi istense de bunların sayısı çok yetersiz, olanlar da dolu. Sayıları en az üç katına çıkarılmalı.
3. Devletçe yeterli sayıda kurum açılana kadar on binlerce çocuğumuz heba olmaya devam edecektir. Bunu önlemenin bir tek yolu var: Devlet özürlülere nasıl sahip çıkıyor ve destek eğitimi giderlerini ödüyorsa, üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerinkini de karşılamalı ve bu işi özel girişimcilere bırakmalıdır.
Doğan konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1. Okulöncesi ve sınıf öğretmenleri, üstün zekalı veya özel yetenekli çocukların eğitimine ilişkin üniversitelerde yeterli eğitim almıyor. Bu durumda öncelikle öğretmenlere eğitim verilmeli.
2. Ortaokul öğrencilerinin Bilim ve Sanat merkezlerine yönlendirilmesi istense de bunların sayısı çok yetersiz, olanlar da dolu. Sayıları en az üç katına çıkarılmalı.
3. Devletçe yeterli sayıda kurum açılana kadar on binlerce çocuğumuz heba olmaya devam edecektir. Bunu önlemenin bir tek yolu var: Devlet özürlülere nasıl sahip çıkıyor ve destek eğitimi giderlerini ödüyorsa, üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerinkini de karşılamalı ve bu işi özel girişimcilere bırakmalıdır.
28 Ekim 2013 Pazartesi
ÖĞRETMENLİK KOLAY DEĞİLDİR.
Başarılı öğretmen – Başarısız öğretmen
Öğretmenlik kolay değildir.
Her meslekte olduğu gibi, “Öğretmenlik Mesleğinde” de kişilikler farklı olduğundan “başarılı” ve “başarısız” öğretmenin olunabilir. Eğitimcilerin ve öğrencilerin gözüyle “başarılı, iyi bir öğretmen” in özellikleri nelerdir? Kısaca özetlemek gerekirse; tespitlerimi sizlerle paylaşmak isterim.
İyi bir öğretmen,
1. Öğrencilerine konuşma fırsatı verir, onların derse katılımlarını sağlar.
2. Öğrencilerinin daha aktif olmaları için onları cesaretlendir.
3. Hata yaptıkları zaman bile öğrencilerine cesaret verir.
4. Öğrencilerinin hatalarına karşı hoşgörülüdür.
5. Kendi sorunlarını sınıfa getirmez.
6. Anne-baba ve arkadaş gibi öğrencileriyle dost olmasını bilir.
7. Öğretmeyi ve öğrencilerini sever. Öğrencilerini ciddiye alır.
8. Sınıfta ürününü satmak için profesyonel bir oyuncudur.
9. Derse uygun araç-gerecini ve teknolojiyi kullanır.
10.Dersine ait öğretim metot ve tekniklerini bilir.
11.Konularının öğretimine ilişkin görsel ve işitsel araçları derste kullanır.
12.Üretken bir çevre yaratır. Alanında uzmanlaşmıştır.
13.İyi davranışlar sergiler. Sabırlı ve öğretmenlik heyecanını asla yitirmez.
14.Sınavlardan önce öğretir. Tahtayı çok kullanmaz.
15. “Neyi? Ne zaman? Nasıl? ve Niçin?” öğreteceği konusunda emindir.
16.Yeterince öğretmeden asla sınav yapmaz.
17.Konuları öğrencilerinin seviyelerine göre anlatır.
18.İşini ve öğrencilerini sever. Bir seferde yalnız bir şey öğretir.
19.İyi bir plâncı ve derse hazırlıklıdır. Öğrenci merkezli öğretimi uygular.
20.Öğrencilerine tanır, isimleriyle hitap eder.
21.Kendini alanında sürekli yeniler. Teknolojiyi kullanmasını bilir.
22.Derste beden dilini kullanır. Sınıfta profesyonel bir oyuncudur.
23.Derste bir yerde sabit durmaz, hareket halindedir.
24.Öğrencilerinin kendisini gözleriyle takip etmesini sağlar.
25.Öğrencileriyle arasında daima bir mesafe bulundurur.
26. Veli ve arkadaş toplantılarını yönetir.
27.Derslerine hazırlanarak, amaca uygun bir plânla girer.
28.Kendisini ve dersini sevdirir. Öğrencilerini notla korkutmaz.
29.Derslerinde öğrencilerini sıkmaz. Zaman zaman sınıfa uygun şaka yapar.
30.Her şeyi bildiğine inanmaz. Öğrencilerinin ihtiyaçlarını bilir.
31.Sınıf yönetimini iyi bilir. Sınıfta boşuna zaman harcamaz.
32.Sevgi ve saygıya dayalı bir otoritesi vardır.
33.Araştırmayı sever. Karar vermesini bilir.
34.Derste öğrencileriyle aynı frekanstadır.
35.Tatlı dil ve güler yüzle başarıya ulaşılacağını bilir.
Bu özellikleri çoğaltabiliriz.
Başarısız Öğretmen’in özelliklerine gelince;
Sizler de öğrenci oldunuz. Hani derler ya, “En iyi müfettiş öğrencilerdir”. Belki de öğrenme hevesinizi kıran, dersten soğutan ve başarısız olmanıza neden olduğunu düşündüğünüz öğretmenleriniz olmuştur.
Başarısız öğretmenlerin özelliklerini tek tek saymak istemiyorum. Yukarıdaki özellikleri ters-yüz edersek, çıkan olumsuzluklar da “başarısız öğretmenler”in özellikleri olur.
“Öğrencinin beyni paraşüt gibidir. Açık olduğunda işe yarar…”
Tüm öğretmenlerimize başarılı olmalarını dilerim.
Sevgi ve saygılarımla.
Ali İhsan ÖZÇAKIR
27 Ekim 2013 Pazar
ALIŞKANLIKLAR KÜÇÜK YAŞTA KAZANDIRILIR
| ||
| ||
Her çocuk kendine has eşsiz bir kişilikle doğar. Bu eşsiz kişilik, yıllar geçtikçe gelişmeye başlar. Anne-baba olarak bizlerin görevi, onların sağlıklı olarak büyümelerini ve özgün bireyler olarak kişisel gelişimlerini devam ettirmelerini sağlamaktır.
Kişisel sağlığın öneminin anlaşılabilmesi için, erken yaşlarda eğitime başlanması gerekir. Çocuğun sağlıklı bir birey hâlinde büyümesi ancak sağlık konusunda bilinçli olan bir aile ortamında mümkün olabilir. Çocuğun fizikî olarak sağlıklı bir şekilde büyümeye devam etmesi, zihinsel gelişiminin de sağlıklı bir biçimde devam etmesine yardımcı olur. Sağlık eğitimi, sadece beden sağlığıyla ilgili şeyleri öğretmekle sınırlı değildir. İyi bir sağlık eğitimi aynı zamanda çocuğun zihinsel sağlığına da faydalı olur. Verilecek eğitim ile çocuğun bakış açısında ve tutumlarında olumlu yönde değişimler meydana gelir. “Önlemek tedavi etmekten daha iyidir” felsefesi sağlık konusunda hâlâ doğru bir yaklaşım olarak kabul edilir. Çocuğa sağlık eğitimi verilirken öğretilmesi gereken önemli hususlardan bir tanesi hastalıklara karşı nasıl korunma sağlanacağıdır. Önleyici tedbirler konusunda çocukları bilgilendirmek, onlarda bir uyanıklık ve bir bilinç oluşturmak öncelik verilmesi gereken meselelerdendir. Sağlıklı bir hayat için bu uyanıklık ve bilincin istikrarlı bir şekilde devam etmesi gerekir. Çocuklara sağlıklı hayat kültürünü kazandırırken öncelikle yapabilecekleri küçük ve basit şeyleri öğretmek gerekir. Bilgilerini arttırmaya devam etmek; yaşlarına uygun görevler verip uygulamalar yaptırmak son derece önemlidir. Sağlık eğitimi kapsamında çocuklara kazandırılabilecek bazı alışkanlıklar Şahsî temizliği koruma: Yemekten önce ve sonra elleri sabunla yıkama; tuvalet adabına ve sonrasındaki temizliğe dikkat etme; dişleri günde en az iki kez fırçalama; düzenli olarak banyo yapma; tırnakları kesme, sonrasında elleri ve ayakları temizleme; daima temiz ve düzenli elbiseler giyme, ayakkabılarını boyama; saçları tarama… Bu alışkanlıkları çocukların yaş seviyelerine göre kazandırmaya çalışmalıdır.
Çevreyi temiz tutma:
Sağlıklı bir hayat sadece şahsî temizliğe dikkat etmekle elde edilmez; aynı zamanda bizi kuşatan çevreyi temiz tutmaya da önem vermek gerekir. Çocuğa yaşadığı evi ve çevreyi temiz tutmanın gerekliliği anlatılmalı, ondan buna uygun davranışlar beklendiği hatırlatılmalıdır. Meselâ, kendi odalarını temiz ve düzenli tutma alışkanlığını kazanmaları konusunda; çöpleri çöp kutusuna atma hususunda; banyo ve tuvaleti temizleme gibi işlerde görev vermek suretiyle onlara yardımcı olunabilir.Sağlıklı beslenme: Sağlık eğitiminin amaçları arasında çocuklara sağlıklı gıdalarla beslenmeyi öğretmek de vardır. Çocukları, hijyenik olmayan yiyeceklerden ve abur-cubur tabir edilen gıdalardan uzak durmaları konusunda bilinçlendirmek gerekir. Ayrıca obeziteye yol açacak derecede yemeyi engellemek; msg (mono sodyum glumat/lezzet arttırıcı gıda katkı maddesi), tuz ve yüksek şeker içeren gıdaları sınırlandırmak fizikî ve zihnî bakımdan çocukların yararına olacaktır. Aparatif yiyecek ve içeceklerin evde hazırlanması hem aile bütçesine katkı yapacak hem de çocuğunuzun sağlıklı gıdalarla beslenmesi sağlanmış olacaktır.
Sağlıklı hayat tarzı
Çocukların geç saatlerde yatmaya alışmalarına izin verilmemelidir, Ertesi gün okul yoksa bile buna göz yumulmamalıdır. Yeterince uyumalarının onların büyümeleri ve sağlıkları için son derece önemli olduğunu anlamaları sağlanmalıdır. Keza düzenli olarak spor yapmanın, sigara içmemenin, alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durmanın ehemmiyeti onlara anlatılmalıdır.Sağlık eğitiminde en önemli şey anne-babaların çocuklarına rol modeli olmalarıdır. Anne babalar çocuklarına olumlu örnek olmazlarsa, onlara nasihat vermelerinin hiçbir faydası olmayacaktır. Meselâ, anne-babanın sigara içmeye devam ederken, çocuğuna sigara içmeyi yasaklamasının hiçbir faydası olmayacaktır. Çocuklar çevrelerindeki insanları, özellikle en yakınları olan aile fertlerini modelleyen çok iyi birer taklitçidirler. İyi örnek olamayan anne-babaların çocuklarına sağlıklı yaşamayı öğretmeleri son derece zordur. Sağlıklı hayata yönelik aktiviteler planlarken mutlaka çocuklarınızı da göz önünde bulundurun. Onları da işin içine katın. Çocuklarınızla birlikte onların yaşlarına uygun spor yapın. Meselâ, hergün (ya da düzenli olarak) bisiklet sürün, koşuya çıkın, yürüyüş yapın, yüzmeye gidin… Çocukları bu tür aktivitelere dahil etmek sağlıklı bir hayat yaşamak hususunda onları daha da hevesli bir hâle getirecektir.
TERCÜME: ERHAN AKKAYA
|
22 Ekim 2013 Salı
ÖDEVLERİ KİM YAPIYOR?
Abbas Güçlü
|
Okullarda sözlü kaldırılmış yerine de performans getirilmiş.
Allah velilere kolaylık versin!
Artık sadece akşamları değil hafta sonları da çocukları için seferber olmaya devam edecekler...
Proje ödevleri, uzunca bir süredir zaten vardı.
Öğrenci herhangi bir konuda bazen sanal, bazen de uygulamalı olarak proje hazırlıyor ve bunu büyük bir gururla, okulda, öğretmen ve arkadaşlarının dikkatine sunuyordu...
Projeler bazen haftalık, bazen de dönemlik ya da yıllık oluyor.
Ve hemen hemen her sınıf ve her ders için neredeyse zorunluluk haline geldi.
Çünkü yapan ekstra not alıyor, yapmayan ise ya sınıfta kalıyor ya da en düşük notla sınıf geçiyor.
OKS, YGS, LYS benzeri giriş sınavlarında, okul başarı puanındaki binde birlik bir değişim bile sıralamayı altüst ettiği için yapılan işin ciddiyeti daha da artıyor.
İşte bu yüzden, veliler hatta bu konuda anahtar teslimi proje hazırlayan profesyonel şirketler devreye girmeye başladı. Ama hiçbir şey dışarıdan görüldüğü gibi değil!
Çocuğuyla birlikte daha fazla zaman geçirmek ve ortaklaşa bir şeyler üretmek için masumane duygularla yola çıkan veliler, bir süre sonra patlama noktasına geliyorlar...
Aslında söz konusu projeleri öğrencilerin yapmadığını başta öğretmenler olmak üzere herkes biliyor.
Daha da vahimi, yapılan projeler, bir süre sonra veliler arasında, kim daha görkemlisini yapacak diye yarışa dönüşüyor.
Bu yüzden ilkokul öğrencileri arasında, üniversite bitirme tezi çapında proje getirenler de oluyor...
Örneğin içlerinde kitap yazanlar, mimarlara taş çıkartacak maket hazırlayanlar, dünyadaki açlığa çözüm getirenler, benim diyen modacının altına imza atacağı tasarımlar gerçekleştirenler, güneş enerjisiyle her türlü aleti çalıştıranlar ve daha neler neler...
Keşke bu projeleri bıraksak da öğrencilerin kendileri yapsalar. Belki çok daha basit görünecekler ama sonuçta onların eseri olacak...
Yaratıcılık da dışarıdan takviye ile değil, basit de olsa kendi düşünerek, kendi araştırarak, kendi yaparak gelişir. Amaç da zaten bu. Yoksa velileri seferber etmek değil!..
Üstün yetenekli çocuklarımızın nasıl heba edildiklerini günlerdir yazıyorum. Yaratıcılığın nasıl köreltildiği konusundaki en önemli örnek de verilen proje ödevlerinin veliler tarafından yapılması ve buna seyirci kalınması...
Yetenek ve yaratıcılık?
Türk eğitim sisteminde eğitim kademeleri yükseldikçe öğrencilerin yaratıcılıkları artacağına tam aksine azalıyor.
Sadece o kadarla kalınsa iyi! Cesaretleri de kırılıyor...
Oysa günümüz gençlerinde aranan en temel özelliklerin başında yaratıcılık ve bunları cesaretle ortaya koyma yani sunma geliyor. Ama şimdi biz, bunu da öldürüyoruz...
Daha önce de yazdım. Çocuklara en büyük kötülüğü, iyilik olsun diye hep biz yetişkinler yapıyoruz.
Bunların en başında da, eğitime yön verenler ve anne babalar geliyor...
Konuşan değil, susan...
Ne evde ne de okulda soran, sorgulayan, konuşan ve sürekli icat çıkaran çocuklar istemiyoruz. Oysa her zaman, her koşulda bunun tam aksini söylüyoruz.
Devleti yönetenlerin demeçlerine bakın, hepsi de soran sorgulayan gençler yetiştirilsin istiyorlar ama ağızlarını açtıklarında başlarına neler geldiğini hepimiz görüyoruz.
Evde de durum farklı değil. Özellikle çalışan anne babaların bulunduğu evleri göz önüne getirin. Hele bir de işleri yoğun ve biraz da ekonomik sıkıntı varsa, akşamları yanlarına yaklaşmak mümkün değil. Hele hele üst üste, üç beş soru sorarsanız yandınız.
Okul ve sınıflarda da benzer tablo var! Aynı derste, parmağınızı iki defa kaldırdığınızda bütün gözler size döner, mahalle baskısı başlar ve öğretmen senden başkaları da var diye lafı ağzına tıkayıp moralinizi altüst eder...
Peki o zaman, evde, okulda, sokakta, iş yerinde, askerde, katıldığı toplantı ve gösterilerde konuşamayan gençler nerede konuşacaklar, neyi nasıl sorgulayacaklar?..
Özetin özeti: Eğitim ve çocuk yetiştirmede birinci kural, samimiyettir. Eğer o yoksa gerisi hikaye! Ve sanki bizdeki durum da aynen bu...
Allah velilere kolaylık versin!
Artık sadece akşamları değil hafta sonları da çocukları için seferber olmaya devam edecekler...
Proje ödevleri, uzunca bir süredir zaten vardı.
Öğrenci herhangi bir konuda bazen sanal, bazen de uygulamalı olarak proje hazırlıyor ve bunu büyük bir gururla, okulda, öğretmen ve arkadaşlarının dikkatine sunuyordu...
Projeler bazen haftalık, bazen de dönemlik ya da yıllık oluyor.
Ve hemen hemen her sınıf ve her ders için neredeyse zorunluluk haline geldi.
Çünkü yapan ekstra not alıyor, yapmayan ise ya sınıfta kalıyor ya da en düşük notla sınıf geçiyor.
OKS, YGS, LYS benzeri giriş sınavlarında, okul başarı puanındaki binde birlik bir değişim bile sıralamayı altüst ettiği için yapılan işin ciddiyeti daha da artıyor.
İşte bu yüzden, veliler hatta bu konuda anahtar teslimi proje hazırlayan profesyonel şirketler devreye girmeye başladı. Ama hiçbir şey dışarıdan görüldüğü gibi değil!
Çocuğuyla birlikte daha fazla zaman geçirmek ve ortaklaşa bir şeyler üretmek için masumane duygularla yola çıkan veliler, bir süre sonra patlama noktasına geliyorlar...
Aslında söz konusu projeleri öğrencilerin yapmadığını başta öğretmenler olmak üzere herkes biliyor.
Daha da vahimi, yapılan projeler, bir süre sonra veliler arasında, kim daha görkemlisini yapacak diye yarışa dönüşüyor.
Bu yüzden ilkokul öğrencileri arasında, üniversite bitirme tezi çapında proje getirenler de oluyor...
Örneğin içlerinde kitap yazanlar, mimarlara taş çıkartacak maket hazırlayanlar, dünyadaki açlığa çözüm getirenler, benim diyen modacının altına imza atacağı tasarımlar gerçekleştirenler, güneş enerjisiyle her türlü aleti çalıştıranlar ve daha neler neler...
Keşke bu projeleri bıraksak da öğrencilerin kendileri yapsalar. Belki çok daha basit görünecekler ama sonuçta onların eseri olacak...
Yaratıcılık da dışarıdan takviye ile değil, basit de olsa kendi düşünerek, kendi araştırarak, kendi yaparak gelişir. Amaç da zaten bu. Yoksa velileri seferber etmek değil!..
Üstün yetenekli çocuklarımızın nasıl heba edildiklerini günlerdir yazıyorum. Yaratıcılığın nasıl köreltildiği konusundaki en önemli örnek de verilen proje ödevlerinin veliler tarafından yapılması ve buna seyirci kalınması...
Yetenek ve yaratıcılık?
Türk eğitim sisteminde eğitim kademeleri yükseldikçe öğrencilerin yaratıcılıkları artacağına tam aksine azalıyor.
Sadece o kadarla kalınsa iyi! Cesaretleri de kırılıyor...
Oysa günümüz gençlerinde aranan en temel özelliklerin başında yaratıcılık ve bunları cesaretle ortaya koyma yani sunma geliyor. Ama şimdi biz, bunu da öldürüyoruz...
Daha önce de yazdım. Çocuklara en büyük kötülüğü, iyilik olsun diye hep biz yetişkinler yapıyoruz.
Bunların en başında da, eğitime yön verenler ve anne babalar geliyor...
Konuşan değil, susan...
Ne evde ne de okulda soran, sorgulayan, konuşan ve sürekli icat çıkaran çocuklar istemiyoruz. Oysa her zaman, her koşulda bunun tam aksini söylüyoruz.
Devleti yönetenlerin demeçlerine bakın, hepsi de soran sorgulayan gençler yetiştirilsin istiyorlar ama ağızlarını açtıklarında başlarına neler geldiğini hepimiz görüyoruz.
Evde de durum farklı değil. Özellikle çalışan anne babaların bulunduğu evleri göz önüne getirin. Hele bir de işleri yoğun ve biraz da ekonomik sıkıntı varsa, akşamları yanlarına yaklaşmak mümkün değil. Hele hele üst üste, üç beş soru sorarsanız yandınız.
Okul ve sınıflarda da benzer tablo var! Aynı derste, parmağınızı iki defa kaldırdığınızda bütün gözler size döner, mahalle baskısı başlar ve öğretmen senden başkaları da var diye lafı ağzına tıkayıp moralinizi altüst eder...
Peki o zaman, evde, okulda, sokakta, iş yerinde, askerde, katıldığı toplantı ve gösterilerde konuşamayan gençler nerede konuşacaklar, neyi nasıl sorgulayacaklar?..
Özetin özeti: Eğitim ve çocuk yetiştirmede birinci kural, samimiyettir. Eğer o yoksa gerisi hikaye! Ve sanki bizdeki durum da aynen bu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)