Eğitim küçük yaşta başlamalıdır.Çocuk; yapısı bakımından bir bal mumu gibidir.Ona istediğimiz biçimi verebilecek en uygun zaman çocukluk çağıdır.
Yaş ağacı nasıl kolayca eğip büke bilirsek, çocuğu da önce ailesine sonra milletine ve insanlığa faydalı bir kişi olarak yetiştirmek elimizdedir.
Olgun yaştaki insanları,daha önce edindikleri alışkanlıklardan, inandıkları düşüncelerden ayırabilmek çok zor olduğu için,kişiyi kolay biçim verebilecek yaş ağaç gibi, çocukluk çağında ele alıp eğitmemiz gerekir.
"BAKARSAN BAĞ,BAKMAZSAN DAĞ OLUR."
Meyve ağaçları ile dolu bir bahçe bellenip budanmaz,ilaçlanmaz ise ürün vermez.Bu bakımsızlık bir kaç yıl sürünce o bahçe özelliğini yitirir.Dağ gibi yararsız olur.
İnsanın yararlandığı bütün eşyalar,oturduğu ev de bir meyve bahçesi gibidir.Bunların bakımları yapılmazsa bu eşyalar kısa zamanda kullanılmaz duruma gelir.Onlardan istediğimiz zaman yararlanamayız.Bu yüzden eşyalarımızın,yararlandığımız bütün aracın,gerecin bakımlarını zamanında yapmalı,onları kullanır durumda tutmalıyız.Yoksa onlarda elimizden gider.Atalar,"Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı kurtarır" diyerek bakımın önemini pek açık belirtmişlerdir.
ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ
Başkalarına muhtaç duruma düşmemek istiyorsak çalışmak zorundayız.
Çalışıp kazanabileceğimiz zamanı boş geçirmek doğru değildir.Yaz boyunca ötüp durup,kış için hiçbir hazırlık yapmayan ağustos böceğinin hikayesini bilirsiniz.Hazır zaman varken çalışmayan, zevk peşinde koşan,tembellik eden böceğin durumuna düşmemeliyiz.
Çalışamayacağımız günleri düşünerek hazırlık yapmalıyız.Zor günlerde işimize yarayacak,bizi aç kalmaktan kurtaracak bazı maddeleri bir kenara koymakta fayda vardır.
Sorunu başka açıdan
da düşünebiliriz;sağlığımız yerindeyken kazanacağımız mallar,çalışma gücümüzü kaybettiğimiz anda bizi sürünmekten kurtaracaktır.Çalışmadan rahat bir gelecek hazırlamak,iyi yaşamak mümkün değildir.Gençliğini ağustos böceği gibi boşuna harcayan,iyi bir eğitim almayan,bir işte dikiş tutturamayan insanın geleceği hiç hoş olmayacaktır.Geleceğimizi hazırlamak ve başarılı olmak için çalışmak zorundayız.
8 Ekim 2014 Çarşamba
3 Eylül 2014 Çarşamba
ANNE BABALARIN DİKKATİNE !
MEB'den okullara ergenlik uyarısı
MEB, bu yıl ilk kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu.
Milli eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk kez ortaokula başlayacak öğrencilere uygulanacak uyum eğitimi için illere gönderdiği yazıda, ergenlik uyarısında bulundu.
MEB, "uyum programına" ilişkin valiliklere yazı gönderdi.
Sadece okul öncesi ve ilkokula başlayan değil, ortaokula başlayan öğrencilerin de yeni bir okul ve öğrenme ortamıyla karşılaştığına dikkat çekilen yazıda, bu nedenle, 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren 5. sınıf öğrencileri için de uyum programının uygulanmasının planlandığı ifade edildi.
Yazıda, ortaokul döneminde çocuğun, artık çocukluk döneminden çıkarak ergenlik dönemine girmeye başlaması, okul ve çevre değişikliği, derslerdeki akademik içerik ve düzeyinin farklılaşması, farklı ve çok sayıda ders çeşidi ve öğretmenle karşılaşılacak olması nedeniyle bu uyum programının önem taşıdığı belirtildi.
Bu bağlamda, 2014-2015 eğitim öğretim yılında; okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının birinci sınıfına başlayacak öğrencilerin uyum programının, 8-12 Eylül'de uygulanacağı kaydedildi.
Söz konusu uygulama kapsamında; okulun çevre ve fiziki koşulları, öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğrencinin okulu tanımasını ve uyumunu kolaylaştıracak okul uyum programının okul öncesi öğrencileri için okul öncesi öğretmenleri; ilkokul 1. sınıf öğrencileri için sınıf zümre öğretmenler kurulu; ortaokul 5. sınıf öğrencileri için ise okul müdürlüğünce branş öğretmenlerinden oluşturulan komisyon tarafından 1-5 Eylül'de hazırlanarak uyum haftasında uygulanması istendi.
Yazıda, program kapsamında öğrencilerle okul yöneticilerinin, öğretmenlerin ve okul personelinin tanıştırılması; müdür, müdür yardımcıları, öğretmenler ve diğer okul personelinin odaları, rehberlik birimleri, güvenlik görevlisi odası gibi okulun idari birimleri ile okul kütüphanesi, bilgisayar sınıfları, laboratuvar, konferans ve spor salonu ile kantin gibi mekanların gezdirilmesi istendi.
Okul çevresi, okuldaki hizmetler, mevzuat ve kurallar, okulun sosyal, kültürel ve sportif faaliyetleri, okulda ve çevresinde doğacak ihtiyaçlarını nasıl giderecekleri hakkında bilgi verilmesinin önerildiği yazıda, öğrencilerin ve velilerin birbiriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayacak etkinlikler yapılmasının uygun olacağı belirtildi.
Velilerin çocukların eğitimi konusunda daha duyarlı olmalarını sağlamak amacıyla okul, öğrenci ve veli ilişkisinin önemi, öğrencilerde oluşabilecek kaygılarda alınacak tedbirler gibi konularda rehber öğretmenler tarafından bilgilendirme yapılmasının tavsiye edilen yazıda, ortaokul 5. sınıf öğrencilerine, seçmeli derslerle ilgili detaylı bilgi verilmesi, öğrencilere yaka kartı takılarak onlara okul ortamında yönetici, öğretmen ve diğer personel tarafından isimleriyle hitap edilmesinin sağlanması istendi.
Yazıda, okul öncesi ve 1. sınıf öğrencilerimizin okula uyumlarını kolaylaştırabilmek için uygun ve gerekli görülen zaman ve şartlarda velilerin sınıf ortamına alınmaları, okul rehber öğretmenlerinin uyum haftası sürecine aktif olarak katılımlarının sağlanmasının uygun olacağı değerlendirildi.
2 Mayıs 2014 Cuma
EĞİTİMİN AKSAYAN YÖNLERİ
| ||
| ||
Bunun da yegâne sebebi, dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmek için zamanla
ortaya çıkan noksanlıkların giderilememiş olmasıdır. Bununla ilgili olarak
yapılan planlamalar ise hep siyasî ve resmî ideolojik hedefe
yoğunlaştırılmasıdır! “Eğitim Sistemimiz” böylece giderek militarist bir yapıya
büründürülmüştür! Sistemin düzeltilmesi konusunda zaman zaman bir takım
teşebbüslerde bulunulmuştur. Fakat maalesef kifayet etmemiştir. Çeşitli
dönemlerde yeniden tanzimata gidilmişse de, sadra şifa olamamıştır. Adeta, her
defasında Amerika yeniden keşfedilmeye çalışılmıştır (!) Hâlbuki asıl olarak bin
yıldan beri geliştirdiğimiz “Millî ve manevî kültürümüz”e sarılmamız, zamanın
şartlarına göre yapılacak değişmeleri onun üzerine bina etmemiz işin en doğru
olanı ve fıtratın icabı değil miydi? Ne yazık ki, bu kadar uzun zaman dilimi
içerisinde, gizli ve alenî bir çok tahribat yapılmıştır! Hem de iyileştirme
adına! Yakın tarihimiz bunun misalleriyle doludur. Öyle ki, akıl almayacak kadar
sinsi ve çok yönlü olan bu tahribatların tamir edilmesi adeta imkânsız hale
getirilmiştir. Onun için bu konuda gösterilecek ciddiyet ve samimiyetin de önü
kesilmiş oluyor.
Halihazırda tatbikattaki eğitimin bir çok noksanlıkları sayılıp dökülür. Meselâ; öğretmen kifayetsizliği, okul ve derslik kifayetsizliği, âlet, edevat ve malzeme kifayetsizliği, eğitime ayrılan bütçe kifayetsizliği ve sair bir takım ihtiyaçlar konusu hiç gündemden düşmez. Eğitimdeki bütün başarısızlıklar da buna bağlanır. Oysa, öyle noksanlıklar var ki, bahis mevzuu olan bu noksanlıklar onun yanında hiç kalır. Meselâ, en başta görülen noksanlık, eğitimin din, ahlâk, maneviyat ve insanlık duygularından mahrum edilmesidir. Çünkü sistem, materyalist (Maneviyatı dışlayan, maddeci) temeller üzerine oturtturulmuştur. Peki bu eksikliklerin husûle getirdiği boşluklar ne ile doldurulabilir? Günümüzde ardı arkası gelmeyen bunalımlar, cinayetler, kaos terör, uyuşturuculuk, her çeşit zararlı alışkanlıklar ve hatta muvazzaf üst rütbeli ordu mensuplarının, halka karşı örgüt kurması, casusluk ittihamları ve sair çeşitli yolsuzluklar bu boşluktan ileri gelmiyor mu? BEDİÜZZAMAN’A KULAK VERMELİBu hususta Bediüzzaman Said Nursî (ra) Hazretleri, 1940’lı yıllarda Adalet Bakanı ve Risale-i Nurla alâkadar olan mahkemelerin hâkimlerine hitaben izah ettiği mühim tesbiti şöyle: “ ... Evet, hürriyetçilerin (Osmanlı döneminde, iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi idarecilerinin) ahlâk-ı içtimâiyede (toplum ahlâkında) ve dinde ve seciye-i millîyede (dînî ve millî ahlâkta) bir derece lâubâlilik (önemseme, gevşeklik) göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, nâmuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, (gelecek nesli) seciye-i dîniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde, ne şekle girecek elbette anlıyorsunuz” “... Evet, eski Terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye (İslâmî ve millî örf ve adetlere) karşı yüzde elli lâkaydlık (ilgisizlik) gösterildiği halde, elli sene sonra, yüzde doksan nefs-i emareye tabi olup (nefsin meşrû olmayan arzularına bağlı olup) millet ve vatanı anarşiliğe (bozgunculuğa) sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi,” (Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 20.) Bediüzzaman Hazretlerinin elli sene sonra dediği 1990’lı yılları çoktan geride bırakmış bulunuyoruz. Ayrıca, Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği “Terbiye-i İslâmiyeyi” alanlardan meydandaki % 50’den de kimse kalmamışken, devlet ve millet olarak bu konuda ne düşünüyoruz? Aynı laubalilik ve lâkaytlık fazlasıyla devam etmiyor mu? Bu çok mühim tesbite ne zaman kulak vereceğiz? Bence lâkaydlık ve laubaliliğin ötesinde, vurdumduymaz bir toplum haline getirilmişiz. En başta toplumun can damarı olan eğitim yuvalarında ve “Karma Eğitim” adı altında ahlâksızlığın giderek tırmanışını sessizce seyrediyoruz. Adeta uyuşturulmuş bir vaziyetteyiz. Neredeyse her türlü âhlâksızlığı hoş görmeye başladık. Bu korkunç gelişme de zaman zaman karşımıza çeşitli toplumsal musîbet ve bunalım şeklinde çıkmaktadır. Bütün bunların yegâne çaresi, gerçek manada millî ahlâkımıza, inancımıza tam olarak sahip çıkıp, “Eğitim Sistemimizi” ona göre şekillendirmemizdir. Yani aslımıza dönüp, öz değerlerimize sahip çıkmamızdır. Aksi taktirde, (Allah (cc) korusun)çok korkunç akibete duçar olabiliriz! |
21 Nisan 2014 Pazartesi
EĞİTİMDEKİ DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI
| ||
| ||
Bu olumsuz hızın yansımalarını eğitimde ve eğitimcide de görmek mümkündür.
Bakınız devletin eğitim kurumlarına; ‘Arşiv’ adı altında ihsas edilen depolar yığınla araç gereç mezarlığına dönmüş adeta… Kırtasiyesinden tutun bina onarımına kadar müthiş bir bolluk mevcuttur… Tasarruf tedbirleri adı altında genelgeler yayınlanır, fakat arzu edilen olumlu sonucun alındığı inandırıcılıktan uzak görülmektedir… Bütün bunların yanı sıra eğitime yatırım altında eğitime harcananların bir dünyevîleşme manzaraları izhar etmektedir. Tutumlu olmak tutumluluğa riayet etmek maalesef hep dilde ve kâğıt üstünde kalmaktadır. Hiç unutmam öğretmenlik yıllarımızda tebeşir bulmakta ve temin etmekte zorluklar yaşardık. Dışarılarda bulunan beyaz küçük ve yumuşak taşlarla sınıftaki kara tahtalar üzerinde yazmak yoluyla eğitim – öğretim yaptığımızı. Şimdiler akıllı tahtalar, bedava ders kitapları, okullar doğalgazlı, sınıflar elektrikli aydınlatmalı gibi ileri seviyede maddî imkânlar mevcuttur. Şekil itibariyle çokta güzel okullar yapılmakta, içleri modern araç ve gereçlerle donatılmaktadır. Yani fizikî ve donanım açısından bir hayli ileri mesafede olan eğitimimiz maalesef gelişen ve değişen çağımız şartlarına uygun bir sistemle yönetilmek ve idare edilmekten uzaktır. Yeni şekilcilik itibariyle dünyevîleşmenin zirvesinde seyr eden eğitim kurumlarımız müfredat ve iyi yetiştirme unsurlarında sınıfta kalmaya devam etmektedir. Eğitimde dünyevîleşmenin bir başka versiyonuda eğitimcide görünmesidir. Güzel ve hayırlı bir meslek sahibi olmanın verdiği sonuç hamd ve şükrün yanı sıra gelecekte maddî ve manevî değerlere sahip çıkması yönünde ellerinin altındaki körpe dimağları olumlu yönde eğitmeleri iktiza eder; eğitimcilerin… Eğitimci gibi onurlu bir meslekle kazandırılacak meselelerin doğru şuurunu esas alarak gerek hayatı ve gerekse icra ettikleri mesleklerini büyük sorumluluklarla icra etmeleri gerekmektedir. İnsanın iki boyutlu bir varlık olduğu realitesinden hareketle, eğittikleri çocukların ruhî eğitimlerinde sağlam kriterlerle mücehhez olmaları yönünde hareketi esas almaları lâzım ve elzamdır. Meslekleri dışında kendi dünyalarında, kendilerini doğru istikamette yenileyerek çalışmalar yapmaları sürekli ve düzenli bir okuma alışkanlığının yanı sıra araştırıcı ve geliştirici istikamette çalışmalıdırlar. ‘Boş’ denilen vakitlerde maddiyata yönelik sohbetlerden kaçınılmalı, ülke insanımız manevî ve millî değerlerimize yönelik projeler üreterek hareketi esas almalıdırlar. Nezih ve olumlu tutum davranışı benimseyip hayatıyla bu olguları yaşadıkları gibi dil unsuru ile de yaptıkları iyilikleri etraflarına yansıtmalılar… İyi bir insan vasıflarına hayiz oldukları gibi, iyi bir eğitimci olmaları da gerekmektedir. Sonuçta toplum içinde ‘örnek insan’ profilini hem lisanî halleri ve hem de lisanî kalbiyle samimî bir şekilde gidermeleri gerekmektedir. Zira, toplumumuzda eğitimciye karşı gösterilen sıcak ilgi ve alâkanın karşılığını böylesine olumlu tutum ve davranışlarla vermeleri mümkündür diyoruz. Maddiyatın dünyevîleşmede önemli unsur olduğu muhakkaktır. Dünyevîleşmeye giden yolun maddiyata ziyade değer vermekten geçtiğinin bilinmesi gereken bir olgudur. Dünyevîleşme gibi bir tehlikenin topyekûn cemiyetimize sirayet etmesinin önemli engellerinden birisi de eğitim ve eğitimciden geçmektedir. Bozuk rejimin kıskacına aldığı, Eğitim sistemi ve bunu elinde tutan devletinde, eğitimcinin de bu hususiyetlere çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Ülke ve insanımızın istikbali adına, topyekûn bir kalkınmanın yolu sadece dünyevîleşmeden geçmiyor… Japonya, bu hususa bariz bir örnek olsa gerek.
Mustafa Öztürkçü
|
10 Kasım 2013 Pazar
PARAYI KOLAY,AHLAKI ZOR KAZANIRIZ
| ||
OKULLARDAKİ EĞİTİM, MEDYADAKİ YAYINLAR
DEVLET “BEN EVLERİ FİŞLEYECEĞİM” DİYEMEZ
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu da konuyla ilgili olarak, “AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘Ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” şeklinde konuştu.
Yurtları arttırdık, ama yetmiyor
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz hem de TOKİ yapıyor” dedi.
Tartışmıyoruz, ayrıştırıyoruz
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin: “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise, burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
Ahlâk yasakla değil, eğitimle korunabilir
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin, “AK Parti buna karşıyım diyebilir ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir” dedi. Gündoğdu, Memur-Sen Karaman İl Temsilciliği tarafından Yunus Emre Konferans Salonu’nda düzenlenen “Medeniyet Davamız ve Demokrasi Mücadelemiz” konulu konferansa katıldı. Gündoğdu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de referandumun, devletin milletinden, milletin devletine geçişin milâdı; Mısır’daki Adeviyye Meydanı’ndaki gençlerin haykırışının da dünyaya yeni demokrasi tanımını haykırmanın ve vicdanı olan herkesin bir araya gelmesinin yeni sembolü ve yeni miladı olduğunu söyledi. Bugün Suriye’den yükselen çığlığın vicdanı olan herkesi yaraladığını belirten Gündoğdu, “Şimdi bir bacımız ‘Ey Batı! Hiç değilse bizi hayvan yerine koyun da hayvan olarak kurtarmaya çalışın diyor’ ama Batı’nın sesi çıkmıyor. Onun için medeniyet değerlerini önemseyenlerle, inancı ne olursa olsun ümmet bilinci ve insanlık bilincinin bir arada birleşmesi lâzım. Ortak bir karşı koyuşu olması lâzım” diye konuştu.
SİYASÎ YA DA POLİTİK MALZEME YAPILMAMALI
Konuşmasında “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya da değinen Gündoğdu, şunları kaydetti: “Başbakan bir çağrı yapıyor, Başbakana kızanlar da bu çağrının tam karşısında yer alıyor. Ben sağlıklı bir ortamda konuşulduğu kanaatinde değilim. Anayasa gereği evlerde kimin oturacağına hiçbir iktidarın karışma imkânı olmadığını, bunu da en iyi Başbakanın bildiğine eminim. Bana göre burada başka bir şey var. CHP’linin de ya da başka bir partilinin de üniversiteye gönderdiği kızlarının, oğlanlarının, kız erkek karışık evlerde kalmasını, en azından yüzde 99’u istemeyeceğine göre, burada başka bir şey var. Gençlikle ilgili yapılacak şeyleri siyasî ya da politik malzeme yapmadan masaya yatırmak gerekir. Başbakanın bunu söylemesi doğru mu? Hem doğru hem yanlış. Ne demek istiyorum? Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, biri kürtajı savunuyor, biri karşı çıkıyor. Parti olarak bunu söyleyebilir. AK Parti buna karşıyım diyebilir, ama devlet ‘ben evleri fişleyeceğim’ deme hakkına sahip değil. Ancak devlet, sosyal politikalarıyla o evlerde fuhuşun, zinanın teşvik edilmesi yerine; değerleri, ülkeyi öne çıkaran yapılanmaları, politikaları belirlemekle görevlidir. Sanırım bundan sonra daha fazla bunu konuşmamız gerekiyor.”
Yurtların sayısını arttırdık, ama yeterli değil
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdıklarına rağmen hâlâ yeterli olmadığını söyledi. Holiday Inn İstanbul Airport Otel’de düzenlenen program sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bayraktar, Başbakan ile Bülent Arınç’ın açıklamaları hakkında sorulan soruyla ilgili, “Başbakanımız bu konudaki sorunun cevabını verdi. Bunların basın aracılığıyla değil, bakanlar kurulunda konuşulacağını belirtti. Ben, yurt yapımı, kentsel dönüşüm, inşaat yapımından, arazi işinden çok iyi cevaplar veririm. Ben teknisyenim.” şeklinde cevap verdi. Yurtlarla ilgili sorulan soruya Bayraktar, “Yurtlarda eksikliğimiz var. Eskiye göre yurtların kapasitesini aşağı yukarı 30 kat arttırdık, ama yeterli değil. Biz hem özel sektörü yurt yapımı için teşvik ediyoruz, hem de TOKİ yapıyor. Bir taraftan da bakanlık olarak biz yapıyoruz ve vakıfların yapmasını da teşvik ediyoruz. Yapılan yurtları da devlet olarak kiralayacağız onu da taahhüt ediyoruz. Yurt işini çok daha modern bir şekilde, gençlerimize uygun bir şeklide yapmak için gayretlerimiz var.” ifadelerini kullandı.
YURT-KUR bina kiralayacak
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları 15 yıllığına kiralayacaklarını bildirdi. Bakan Kılıç, yaptığı açıklamada, Türkiye’de üniversite olmayan il bırakmadıklarını ve özellikle kız çocuklarının eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri yönünde teşvikler yapıldığını söyledi. Bu tür çalışmalar sonucunda ülkede yurt ihtiyacının doğduğunu dile getiren Kılıç, Türkiye’de 310 bin yatak kapasitesinin bulunduğunu ve 163 yeni yurt inşaatının devam ettiğini kaydetti. Bugün başvuruda bulunduğu halde devlet yurtlarına yerleştirilemeyen 80 bin civarında öğrencinin bulunduğuna işaret eden Kılıç, önümüzdeki yıllarda bu talebin daha da artacağını işaret etti. Bu doğrultuda yurt kiralama çalışması başlattıklarını anlatan Kılıç, “Proje kapsamında 100 bin yatak kapasitesini özel sektörden kiralamak üzere Pazartesi günü ülke genelinde ilâna çıkıyoruz. 65 ilde 500 ile 5 bin kişi arasında değişen kapasitelerde yurtları kiralayacağız” diye konuştu. Bakanlık olarak özel sektöre 15 yıl süreyle kiralama garantisi vereceklerini vurgulayan Kılıç, hedeflerinin şu anda 310 bin kişi olan yurt yatak kapasitesini önümüzdeki yıl eğitim-öğretim dönemi başında 450 bin kişiye çıkarmak olduğunu bildirdi.
En büyük sorunumuz düzgün tartışamamak
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Bizim en büyük sorunumuz sorunu düzgün tartışamıyoruz. Tek (öğrenci evleriyle ilgili tartışma) bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz.” dedi. Şahin, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya’yı ziyaret etti. Ziyaretinde gazetecilerin sorularını da cevaplayan Şahin, bir gazetecinin, “öğrenci evleriyle ilgili tartışma”ya ilişkin sorusu üzerine alanın çok hassas bir alan olduğunu söyledi. En büyük sorunun, sorunu düzgün bir şekilde tartışmamak olduğunu vurgulayan Şahin, şöyle konuştu: “Tek bunun için değil. Her sorunu tartışırken ayrıştırıyoruz, kutuplaştırıyoruz, birbirimizi yoruyoruz, yıpratıyoruz. Oysa sorun tartışırken bilimsel tartışmamız, istatistiki tartışmamız analizlerimizi iyi yapmamız ve hele hele eğer bu sorun öğrencilerimiz ise burada asla öğrencilerimizi siyasallaştırıp bu kutuplaşmanın içerisine koymamamız gerekiyor.”
|
3 Kasım 2013 Pazar
SAĞLIK HABERLERİ
Karaciğer kanseri riskini kahveyle önleyin
Araştırmaya göre, günde üç bardak kahve tüketimi, karaciğer kanserine yakalanma riskini yüzde 50’nin üstünde azaltıyor.
Amerikan Gastroenteroloji Birliği’nin resmi klinik uygulama dergisi Klinik Gastroenteroloji ve Hepatoloji’de yayımlanan meta analiz, kahvenin sağlık üzerindeki olumlu etkisini bir kez daha kanıtladı.
Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.
Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor: “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.
Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”
Prof. Yeşilada “Karanfil, karabiber ve zerdeçal gibi baharatlı çayların mikrop kırıcı ve rahatlatıcı etkisiyle hastalıklar sizden uzak durur” dedi
SERDA KIVILCIM - BUGÜN GAZETESİ
Araştırmaya göre, dünyada en sık görülen 6’ncı en sık ölümle sonuçlanan 3’üncü kanser türü olan karaciğer kanserine karşı, kahvenin risk azaltan önemli etkisi var. Karaciğer kanserinin ana türü olan ve dünyadaki vakaların yüzde 90’ından fazlasını oluşturan HCC’ye yakalanma riski, günde üç bardak kahve tüketenlerde yüzde 50 daha az.
Araştırma sonuçlarına dönük olarak İtalya’dan Universit Degli Studi di Milan Clinic Bilimler ve Halk Sağlığı Uzmanı yazar Dr. Carlo La Vecchia şunları söylüyor: “Araştırma, kahvenin başta karaciğer olmak üzere sağlığımız için yararlı olduğu ile ilgili geçmişteki iddiaları onaylamakta.
Kahvenin karaciğer kanserine karşı olumlu etkisi, kahvenin bu hastalık ile ilgili risk faktörü olan şeker hastalığını engellemesi veya siroz ile karaciğer enzimleri üzerindeki olumlu etkisiyle açıklanabilir.”
Mikropları baharatlı çaylarla uzaklaştırın
- İLGİLİ HABERLE
- Kolesterole bire bir
Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, mikrobik hastalıklardan korunmada baharatlı çayların önemini vurguladı. Prof. Yeşilada bu çayları ve özelliklerini de aktardı.
Karanfil
İçerisinde bulunan uçucu özellikteki öjenol (ağrı kesici, antiseptik), ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında yangı gidericidir. Bakteri, mikromantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik olarak ve ağrı hissini hafifletici etkisi vardır. Bu nedenle, özellikle Seylan tarçını kabuğu ile birlikte mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da çayının gargara olarak uygulanması yararlıdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda uçucu yağının antibiyotiklerin etkinliğini artırdığı gösterilmiştir.
Karabiber
Top ve toz formlarındaki karabiber meyveleri ile hazırlanan çayla yapılan gargara boğaz enfeksiyonlarında yararlıdır. Bilhassa boğazda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği süreçte uygulanması durumunda daha etkilidir. Ayrıca bağışıklık sistemini düzenleyici, yangıyı ve spazmları giderici, kanserleşmeyi önleyici etkileri vardır.
Zerdeçal
İtihap ve ateş önleyici ve antimikrobiyel etkileri çalışmalarla ortaya konulmuştur. Karaciğer hasarını önleyici, antioksidan ve kan lipit seviyesini koruyucudur.
Karanfil
İçerisinde bulunan uçucu özellikteki öjenol (ağrı kesici, antiseptik), ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında yangı gidericidir. Bakteri, mikromantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik olarak ve ağrı hissini hafifletici etkisi vardır. Bu nedenle, özellikle Seylan tarçını kabuğu ile birlikte mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da çayının gargara olarak uygulanması yararlıdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda uçucu yağının antibiyotiklerin etkinliğini artırdığı gösterilmiştir.
Karabiber
Top ve toz formlarındaki karabiber meyveleri ile hazırlanan çayla yapılan gargara boğaz enfeksiyonlarında yararlıdır. Bilhassa boğazda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği süreçte uygulanması durumunda daha etkilidir. Ayrıca bağışıklık sistemini düzenleyici, yangıyı ve spazmları giderici, kanserleşmeyi önleyici etkileri vardır.
Zerdeçal
İtihap ve ateş önleyici ve antimikrobiyel etkileri çalışmalarla ortaya konulmuştur. Karaciğer hasarını önleyici, antioksidan ve kan lipit seviyesini koruyucudur.
1 Kasım 2013 Cuma
SOSYAL DEVLETİN GEREĞİ
Üstün zekalıya da destekYönetim Bilimi Uzmanı Doğan Ceylan, devletin üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerin de alacağı destek eğitim giderlerini karşılaması ve bu işi özel girişimcilere bırakması gerektiğini açıkladı.
Bakanlığın 22 Ekim 2013’te bu çocukların tespitinin yapılmasını, anasınıfı ve ilkokulda öğretmenlerince eğitilmelerini, ortaokulda yeteneklerine uygun seçmeli dersler alarak geliştirilmesini ve bilim sanat merkezlerine yönlendirilmesini istediğini belirten Ceylan, “Niyet iyi ancak gözden kaçırılan bazı hususlar var.” dedi.
Doğan konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1. Okulöncesi ve sınıf öğretmenleri, üstün zekalı veya özel yetenekli çocukların eğitimine ilişkin üniversitelerde yeterli eğitim almıyor. Bu durumda öncelikle öğretmenlere eğitim verilmeli.
2. Ortaokul öğrencilerinin Bilim ve Sanat merkezlerine yönlendirilmesi istense de bunların sayısı çok yetersiz, olanlar da dolu. Sayıları en az üç katına çıkarılmalı.
3. Devletçe yeterli sayıda kurum açılana kadar on binlerce çocuğumuz heba olmaya devam edecektir. Bunu önlemenin bir tek yolu var: Devlet özürlülere nasıl sahip çıkıyor ve destek eğitimi giderlerini ödüyorsa, üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerinkini de karşılamalı ve bu işi özel girişimcilere bırakmalıdır.
Doğan konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1. Okulöncesi ve sınıf öğretmenleri, üstün zekalı veya özel yetenekli çocukların eğitimine ilişkin üniversitelerde yeterli eğitim almıyor. Bu durumda öncelikle öğretmenlere eğitim verilmeli.
2. Ortaokul öğrencilerinin Bilim ve Sanat merkezlerine yönlendirilmesi istense de bunların sayısı çok yetersiz, olanlar da dolu. Sayıları en az üç katına çıkarılmalı.
3. Devletçe yeterli sayıda kurum açılana kadar on binlerce çocuğumuz heba olmaya devam edecektir. Bunu önlemenin bir tek yolu var: Devlet özürlülere nasıl sahip çıkıyor ve destek eğitimi giderlerini ödüyorsa, üstün zekalı veya özel yetenekli öğrencilerinkini de karşılamalı ve bu işi özel girişimcilere bırakmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
