18 Eylül 2013 Çarşamba

ŞİDDETE KARŞI ALINACAK TEDBİRLER

Okula Ve Öğretmenlere Düşen Görevler:
Okulda kabul edilebilir davranışların net olması,
Erken belirtilere dikkat etme,
Nöbetçi öğretmen, öğrenci
Çocuklara yeni beceriler kazandırma,
Sindiren ve sindirilen çocuğa benlik saygısı kazandırma,
Ebeveynlerin sağlıklı iletişim, problem çözme vb. beceriler konularında bilinçlendirilmesi.
    OKUL NELER YAPMALIDIR?-1
Aile-okul- çevre arasındaki bağların geliştirilmesi,
Aile- okul arası düzenli ve sürekli iletişimin sağlanması,
Anne- babalar ve çevreninde işbirliği ile etkinlikler düzenlenmeli,
Çocuğun onuruna saygı gösterilmeli,
Öğrenciler ve personel için davranış kuralları belirlenmeli,
Disiplin özdenetim kazandırmaya yönelik ve gelişim dönemine uygun olmalıdır.
OKUL NELER YAPMALIDIR?-2
Şiddet olaylarına karşı net ve tutarlı olmalıdır,
Okulda tartışma platformları oluşturulmalıdır,
Olumlu davranışlar ödüllendirilmeli ve öğrencini katılımı artırılmalıdır,
Öğretmenlere çatışma çözme,arabuluculuk ve olumlu disiplin yöntemleri konularında eğitimler verilmelidir,
Aile iletişimine önem verilmelidir.
Öğretmen-öğrenci-idareci iletişiminin açık bir şekilde sürdürülmesi.
Ders dışı sosyal etkinliklere önem verilmesi.
 bu nedenle;
Erken sınıflardan başlayarak,daha sonraki yıllarda pekiştirme programları ile desteklenen, grup etkileşimli beceri kazandırma çalışmaları ile okulda şiddeti önleme konusunda başarı sağlanacaktır.  
Şiddet Davranışlarında Erken Uyarı Belirtileri- 1
Sosyal içe kapanma
Aşırı izolasyon ve yalnızlık duyguları
Aşırı reddedilme duyguları
Şiddet mağduru olmak
Dalga geçilme ve tacize uğrama duyguları
Okula ilginin ve akademik başarının düşük olması
Şiddet Davranışlarında Erken Uyarı Belirtileri- 2
Şiddeti yazılar ve resimlerle anlatmak
Kontrol edilemeyen öfke
Fevrilik ve düzenli/ sürekli olarak vurma,sindirme,zorlayıcı davranışlar gösterme
Disiplin öyküsü
Önce yaşanmış şiddet ve agresif davranış hikayeleri
Şiddet Davranışlarında Erken Uyarı Belirtileri- 3
Farklılıklara toleransın olmaması ve ön yargılı olmak
Madde ve alkol kullanımı
Çetelere bağlı olmak
Silaha yasal olmayan yollardan ulaşma ve kullanma
Ciddi şiddet tehdidi
SON DAKİKA!!!
Erken uyarı işaretlerini fark edemediğimiz durumlarda suç veya şiddet olayı gerçekleşmeden müdahale için bir şanstır.
Fiziksel kavgalar
Eşyalara yönelik tahribat
Önemsiz sebeplere  öfkelenme
Öldürücü tehditler
Silah bulundurma veya kullanma
Kendine zarar verme ve intihar tehditi
Son dakika uyarı işaretleri hemen fark edilip acil olarak müdahale edilmelidir.
Şiddetin Sonuçları-1
Kişinin varlığına, benliğine saldırıdır.
Fiziksel,duygusal ve ruhsal gelişimde gecikmeler,
Kendine zarar verici davranışlar,
Somatik bozukluklar,
İntihar riski,
Aşırı derecede bağımlı olma,
Çalma,
Güvenememe,
Depresif, kaygılı,aşırı utangaç,itaatkar.
Düşük benlik saygısı,
Saldırgan, yıkıcı ve bazen yasal olmayan davranışlar,
Öfke ve intikam duyguları,
başkalarına güvenme , sevme ve kabul becerisinden yoksun olma,
Pasif ya da içe kapanma davranışları,
Kaygı, korku, kabuslar,
Okul sorunları ve başarısızlık
Mutsuzluk depresyon belirtileri,
Madde bağımlılığı,
Evden kaçma.

Hazırlayan:  Rafet ÖZCAN

KAYGINI YENEBİLİRSİN...!


KAYGI 

İnsanoğlunun yaşadığı en doğal  ve varoluşundaki en temel duygulardan biridir.
Kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında bedensel ve ruhsal varlığını tehlikede hissetmesi halinde yaşadığı yoğun tedirginlik durumudur.
SINAV KAYGISI
Sınav öncesinde öğrenilen bilgilerin sınav sırasında açığa çıkarılmasına engel olan ve öğrencinin sınav anında potansiyelini tam olarak kullanmasını engelleyip başarıyı düşüren yoğun kaygı durumudur. 
KAYGININ SEBEPLERİ
1-YÜKSEK BEKLENTİLER
2-SINAV HAZIRLIĞININ YETERLİ DÜZEYDE OLMAMASI
3-OLUMSUZ DÜŞÜNCELER
4-YAŞANMIŞ BAŞARISIZLIKLAR
…gibi etmenler kaygıya davetiye çıkarmaktadırlar
1- YÜKSEK BEKLENTİLER
A- ÇEVRENİN BEKLENTİLERİ
B- KENDİ BEKLENTİLERİ
Akademik başarısı yüksek öğrencilerin
beklentilerinin yüksek olması.
 Sınavı kişiliği ölçen bir test olarak
görmesi , başarısız olduğu taktirde
aşağılık duygusuna kapılması ;
Örneğin: “Kazanamazsam mahvolurum,
beni …… kişiyle kıyaslarlar, küçük
düşerim, değerim düşer”
2 - SINAV HAZIRLIĞININ YETERLİ
DÜZEYDE OLMAMASI
Konu eksikliklerinin olması
Yeterince test ve soru çözmemiş olması
Yeterince         deneme sınavlarına       girmemiş olması
3-OLUMSUZ DÜŞÜNCELER
Sürekli olarak olumsuz ihtimallere yoğunlaşma
İyi bir hazırlık süreci geçirmiş olmasına rağmen, hazırlıksız olduğu düşüncesi
Kazanamazsam, mahvolurum” gibi düşünceler
Her an bir aksilik çıkabileceği endişesi
Sınava yetişememe, hastalanma, kaza geçirme korkusu, sınavda tüm bildiklerimi unutursam …
4 -YAŞANMIŞ BAŞARISIZLIKLAR
(Özgüven kaybına neden olan yaşantılar)
   Öğrencinin geçmiş yıllarda, özellikle sınavlarda  yaşadığı başarısızlıkları   genelleyerek   OKS’de de başarısız olacağını düşünmesi.
KAYGI SONUCU ORGANİZMADA
MEYDANA GELEN TEPKİLER
1-Fizyolojik tepkiler
Kan basıncının yükselmesi
Avuç içi terleme ve titreme hali
Solunum güçlüğü
Sindirim sistemi problemleri  (ishal, kabızlık, karın ağrısı vb.)
Baş ağrısı, baş dönmesi
2 - Duygusal- Zihinsel Tepkiler
   Kararsızlık, dalgınlık 
Sinirlilik, gerilim hali, agressif davranışlar.
Konsantrasyon bozukluğu
Yorgunluk hali
Uyku bozuklukları
Yeme problemleri (iştahsızlık ya da çok yeme)
Yalnızlık hissi
Hiç bir şey yapmak istememe
Kaygının yüksek olmasının olumsuz etkileri olmakla beraber kaygısızlığında öğrenmedeki olumsuz etkileri göz ardı edilmemeli.Bu sebeple dengeleri iyi yakalamak gerekir.Kendi kendine devamlı çalış, hiç çalışmıyorsun,bu gidişle sen beceremezsin demek ne kadar yanlışsa sen nasıl olsa başarırsın boş ver bu kadar üzerinde durma gibi söz ve davranışlarda o kadar yanlıştır.
SINAV KAYGISIYLA  BAŞAÇIKMA  YOLLARI
  Sınav kaygısıyla başa çıkma, bedensel, zihinsel ve davranışsal düzeydeki düzenleme          çabalarını gerektirir.
DÜŞÜNCE BİÇİMİNİ OLUMLU YÖNDE DEĞİŞTİRMEK

 UNUTMAYIN Kİ !
SINAVDA BAŞARILI OLANLAR OLACAĞI GİBİ BAŞARISIZ OLANLARDA OLACAKTIR.
ZİHİNSEL DİNLENME EGZERSİZLERİ
a-“Şimdi de iki dakikalığına gözlerinizi kapatmanızı istiyorum. Şimdi kendinizi rahat ve güvende hissettiğiniz bir yer düşünmenizi istiyorum.Bu yer gerçekte varolan bir yer de olabilir; hayalinizde yarattığınız bir yer de olabilir.Önemli olan sizin orada kendinizi rahat ve güvende hissetmeniz.Böyle bir yeri hayalinizde canlandırabiliyor musunuz?Kendinizi orada görebiliyor musunuz?Çevrenize bakın.Neler görüyorsunuz?Yakınınızda neler var? Hangi renkleri görebiliyorsunuz? Uzaklara bakın. Uzakta neleri görüyorsunuz? Burası sizin özel yeriniz ve orada olmasını istediğiniz herşeyi hayal edebilirsiniz. Orada olduğunuzda kendinizi rahat, mutlu ve güvende hissediyorsunuz.
b-Yavaş yavaş yürüyün ve etrafınızdaki şeyleri farketmeye çalışın. Neler duyabiliyorsunuz? Belki hafif bir rüzgarın sesini, kuşların veya denizin sesini duyuyorsunuz. Nasıl bir koku alıyorsunuz? Bu belki denizin, çiçeklerin ya da pişmekte olan en sevdiğiniz yemeğin kokusudur. Özel yerinizde istediğiniz her şeyi görebilirsiniz; bunlara dokunduğunuzu, kokladığınızı ve hoş sesler duyduğunuzu hayal edin. Kendinizi sakin ve mutlu hissediyorsunuz.
Şimdi de, sizin için özel olan birinin özel yerinizde sizinle birlikte olduğunu hayal edin. Bu kişi, size iyi arkadaş olacak; size yardım edecek

                   RAFET ÖZCAN

6 Eylül 2013 Cuma

EĞİTİM SİSTEMİMİZ...

Eğitimde Yapılan Reformlar

Mustafa CAN
Maalesef “Eğitim Sistemimiz” tamamen “Pragmatik” ve “Materyalist/Komünist” bir sistemdir. Bu yapı değişmediği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorum. Milli Eğitimde Reform yapan hükümetler ve bakanlar sadece eğitimin süresi ve binası, öğrencinin kılık-kıyafet ve çalışan öğretmen ve idarecileri değiştirmekle reform yaptıklarını iddia ediyorlar.
Son on beş senede Eğitimde yapılan köklü değişiklik ve reformları şöyle sıralayabiliriz:
1. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim,
2. Bu eğitim için yeni binaların yapılması
3. YİBO’ların açılması ve 07-14 yaş arası öğrencilerin yatılı okutulması,
4. İlköğretimde Taşımalı Eğitim Sisteminin getirilmesi,
5. Taşımalı Sistemin Ortaöğretimde de uygulanmaya başlanması,
6. Ortaöğretimin birleştirilmesi, yani Genel Liseler, Meslek Liseleri ve İmam-Hatip Liseleri diye üç kategoride toplanması,
7. Liselerin Anadolu Liseleri haline getirilmesi,
8. Liselerin 3 yıldan 4 yıla çıkarılması,
9. Öğretmen Liselerinin ve Fen Liselerinin Yaygınlaştırılması,
10. İlköğretimde her sene sınav yapılması,
11. İlköğretimde her sene yapılan sınavların kaldırılması ve son sınıfa alınması,
12. ÖSS’de YGS ve LGS sisteminin getirilmesi,
13. Açık öğretim Sisteminin Yaygınlaştırılması,
14. Müdürlere Rotasyon uygulanması,
15. Müdür yardımcılarına rotasyon uygulaması,
16. İdareciliklere Sınav Sisteminin getirilmesi,
17. Uzman Öğretmen Sınavlarının yapılması,
18. 8 Yıllık kesintisiz eğitimden vazgeçilerek 4+4+4’lü Sisteme geçilmesi,
19. 12 yıllık eğitimin “Zorunlu” hale getirilmesi…
20. Öğrenci kıyafetlerinin değiştirilmesi, siyah önlükten mavi önlüğe geçilmesi,
21. Ortaöğretimde “Serbest Kıyafet” sisteminin tartışılması ama Başörtüsü problemi çıkar diye bundan vazgeçilmesi,
22. Okullara bilgisayar dağıtılması ve Bilgisayarlı eğitime geçilmesi,
23. Öğretmenlere dizüstü “Bilgisayar” satılması,
24. “Akıllı Tahta” modeline geçilmesi için çalışmalar yapılması,
25. Eğitimde İLSİS Bilgisayar ve Internet Sisteminin uygulanması,
26. Üniversite Sınavlarında “Katsayı Sistemi” getirilmesi
27. Üniversite Sınavlarında Katsayının kaldırılması.
28. YİBO’ların kaldırılması için çalışmaların yapılması,
29. Özürlülere evde eğitim verme,
30. Okul Öncesi Eğitimi zorunlu hale getirme,
31. Öğrencilere bedava kitap dağıtımı projesi,
32. Öğrencilere “Tablet Bilgisayar” dağıtma projesi,
Görüldüğü gibi Eğitimde Reform yapmada dünya birincisiyiz. Dünyada bizden daha hızlı değişim yapan, sistem değiştiren, kanun çıkaran ve her sene iki veya üç yarı projeye imza atan bir başka ülke var mı? Yok!
Milli Eğitim Bakanlarımız çalışmaları ile istedikleri kadar övünmeyi hak ediyorlar.
Peki, bu değişikliklerin öğrencilerin eğitimine bir katkısı var mı? Yok…
Suçlu kim? İdareciler ve Öğretmenler…
“Bakanlık ne kadar mükemmel çalışmalar yapmakta ama idareciler ve öğretmenler bunu sahiplenmemektedir. Öyle ise bunların yerlerini değiştirelim” gibi bir anlayışla eğitim faaliyeti yürümektedir.
**
Milli Eğitimde yapılan bunca yapısal reformlar eğitimin kalitesi ve doğrudan eğitime ne gibi katkı sağlamaktadır?
Bizler eğitimdeki başarıyı, okullaşma oranı, yükseköğretime yerleşme sayıları, okul-öğrenci ve öğretmen sayısı, eğitime harcanan para gibi kriterlere göre ölçüyoruz ve “bakın şu kadar bedava kitap dağıtıyoruz” “Bu kadar okul açıyoruz” “Şu kadar öğretmen ve idareci ataması yapıyoruz” diye övünmekten başka bir şey yapmıyoruz.
Şunu da kesinlikle biliyoruz ki bu eğitimin kendisi değildir.
Eğitim, bireyin davranışlarının müspet ve iyi yönde değişmesi, ruhen, ahlaken ve bilgi yönünden diğer ülkeler ve milletlerden daha ileri seviyede olmaktır.
Bu ise “Nasıl eğitim veriyoruz?” sorusunun cevabı ile değil, “Ne öğretiyoruz?” “Nasıl bir beceri kazandırıyoruz?” “Hangi ahlâki ve moral değerleri veriyoruz?” “Üretime katkı sağlayacak ne gibi beceri ve alışkanlıklar sağlıyoruz?” sorularının cevabı ile alakalıdır.
Peki, bunun için ne yapıyoruz?
Büyük bir “Hiç!!!…”

DEĞİŞEN KADROLAR,DEĞİŞMEYEN SİSTEM

Eğitimde Rotasyon ve Ödüllendirme

Mustafa CAN
Timurlenk Akşehir’de askeri karargâhını kurunca halkın eşrafından Nasrettin Hoca ile bir iki zat karşılamaya giderler. Şerbetler içilerek sohbet edilirken Timur “Karargâhımızı nasıl buldunuz?” diye sorar. Beylerden biri “Çok güzel ama fena bir koku var!” diye cevap verir. Timur bu cevabı beğenmeyerek yanındakilere “Alın şunun boynunu vurun!” diye kükremiş. Adam “Padişahım ne münasebet ben misk-u amber kokuyor” dedim diyince “Neresi misk kokuyor? Alın bu yağcı adamı huzurumdan!” diye huzurundan çıkarmış. Sonra dönmüş Nasrettin Hoca’ya “Koku falan var mı?” diye sorumuş. Hoca bakmış pabuç pahalı hemen “Hükümdarım, affedersiniz üzerinize afiyet ben birkaç gündüz nezle oldum da burnum koku almıyor” diye cevap vermiş.
2010 yılında uygulamaya konulan müdürler rotasyonundan sonra 2011 yılında da Muavinlere yönelik rotasyon uygulaması başlatıldı. Uygulamaya kimi güzel, kimi fena derken burnum koku almıyor diyenler de büyük bir kesimi oluşturmaktadır. Uygulamayı iktidar yanlıları çok büyük bir devrim ve eğitimi ağaya kaldıracak bir uygulama olarak övgü ile bahsetmektedirler.
“Rotasyon her derde devadır” ve “Her canlı rotasyonu tadacaktır” diye övgü ile bahsettikleri rotasyon uygulamasına iktidar yağcısı olarak değil de, bir de uygulayıcı olarak bakalım.
Birincisi: Eğitim belli metinleri ezberlemekten ibaret değildir. Öğretim ile eğitimin farkını bilenler şunları ifade etmektedirler. Eğitim “Okul-Aile ve Çevre” nin ortak ürünüdür. Okulu, öğrenciyi, çevreyi ve aileyi tanıyan bir muavinin eğitime katkısı ile bütün bunlara yabancı olan bir idarecinin eğitime katkısı elbette bir değildir. Müdürler onay, protokol ve imza yetkilileri oldukları için eğitime olumsuz katkıları olmaz; ancak muavinler doğrudan eğitimi etkilerler.
İkincisi: Muavinler müdürler gibi sadece “yönetmenliği uygulayan” öğretmenler de salt müfredatı uygulayıcılar değildir. Psikolojik, sosyolojik, pedagojik pek çok yönden öğrenciye bilgi yanında eğitim verirler. Sadece bilgi veren bir öğretmen iyi bir öğretmen sayılmaz.
Üçüncüsü bir öğretmenin ve idarecinin verimli olabilmesi ancak okulu, öğretmenleri, çevreyi, öğrenciyi ve veliyi tanımasına bağlıdır. Öğretmen sadece ders anlatan bir robot değildir ve müfredattaki konuları ezberleten bir bekçi değildir. Öğrencisinin kabiliyetlerini ve istidatlarını keşfederek yönlendirebilen bir eğitimcidir. Peki bunu bir iki senelik tecrübe ile yeni bir okulda nasıl sağlayarak eğitime katacak ve eğitimin kalitesini artıracaktır?
**
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun“Takdirnâme” başlığını taşıyan maddesi yapılan bir düzenleme ise kaldırılarak yerine “Başarı” ve “Üstün Başarı” belgeleri getirilmiştir. Bu değişiklik sonunda en çok memur/öğretmen istihdam eden Milli Eğitim Bakanlığında 14.03.2011 tarihli bir yazıyla Milli Eğitim Bakanlığı personeline “Takdir ve Teşekkür Belgesi Verme” ve “Maaşla Ödüllendirme” Yönergelerini yürürlükten kaldırdı. Sonrasında 16 Mayıs 2011 / 40119 sayısı yazı ile başarıyı ödüllendirme amaçlı Başarı ve Üstün Başarı Belgelerinin örneklerini yayınladı.
Daha sonra Müdür Muavinleri Rotasyon ve Atlamalarında bu belgelerin geçersizliğini kabul etti. Ancak “Devlette devamlılık esastır.” Daha önce alınan ödül belgeleri elbette geçerlidir. Hükümsüz kalması düşünülemez. Kuraldır “İçtihat içtihat ile nakzolmaz.” Yani daha sonra çıkan yasalar öncekilerini geçersiz kılmaz ve “Verilen haklar geri alınmaz.” Ancak AKP hükümeti ile bu kurallar da değişime uğrayabilir. Zira daha önce Ecevit Hükümetinin çıkardığı ve bize de uygulanan “Altı yıl Sicil Puanı 90 ve üzeri olanlara verilen bir takdir belgeleri yeni bir yazı ile iptal edilerek özlük dosyalarından silindi. Atamalarda ve zorunlu yer değiştirme yani Rotasyonlarda işlerine geldiği ve Eğitim-Bir Sen yöneticilerinin istediği şekilde şartnameler düzenlenmektedir. Tabii ki Eğitim-Bir Sen üyesi öğretmen ve idarecilerin faydasına yönelik çalışmalar ve atamalar yapılmaya çalışılmaktadır. Ne derece fayda sağlar bilinmez…
Misal olarak, yeni ödül yönetmenliğinde eski Takdir, Teşekkür ve aylıklar ödüllendirmelerin nasıl değerlendirileceğine dair hükümler yer almamıştır. Bu da belirsizliğe sebep olmaktadır. Ayrıca yeni yönetmenliğe göre Aylıkla Ödül için Üstün Başarı belgesi alma şartı, Üstün Başarı Belgesi için üç defa Başarı Belgesi şartı getirilmiştir. Bu durumda üç yıl boyunca hiç kimseye “Aylıkla Ödül” verilemeyecek demektir. (2010-2011 yılında maalesef verilmedi.)
Uygulamalarda Milli Eğitim Müdürlerinin inisiyatifi sendikalara göre değişiklik arz etmektedir. Bu nedenle verilen ve verilecek olan Başarı Belgelerinin hakkaniyetten uzak ve liyakatten yoksun olduğu gerçeğini göz ardı etmek mümkün olamamaktadır. En basit bir misal olarak “Soruşturma” geçiren bir idareciye henüz soruşturma sonuçlanmadan Milli Eğitim Müdürleri tarafından “Teşekkür Belgesi” verildiğini bizzat müşahede ettiğim ve bunun da atamalarda puan olarak yansıtıldığını gördüğüm için hakkaniyet konusunda şüphelerim vardır.

1 Eylül 2013 Pazar

ÇOCUK EĞİTİMİ -1 -


ÇOCUĞA ZARAR VEREN SÖZ  VE DAVRANIŞLARI
ASLA YAPMAYIN!
ÇOCUĞUNUZA ŞUNLARI ASLA SÖYLEMEYİN !
Ne kadar aptalsın!
Şiddetli öfke anında ebeveynler bu sözü sık sık söylerler. Bunu çocuğunuza sık sık tekrarlamanız, onun aptal olduğuna gerçekten inanmaya başlaması için yeterlidir.
Ona bu sözü söylemek yerine, "Bu ne kadar aptalca bir durum değil mi?" demeyi deneyin
Daha iyisini yapabilirdin!
Aslında bu çocuğa olumlu bir mesaj olmakla beraber, çocuğa olumsuz hisler verebilir.
En iyisi çocuğunuz beğeneceğiniz bir şey yapana kadar bekleyin ve "işte şimdi çok iyi oldu" deyin.
Neden onun gibi değilsin?
Bu asla söylenmeyecek bir sözdür. Çocuğunuzun başka birine benzemesine sebep olursunuz. Bu kıyaslama çok tehlikelidir.
Keşke çocuğum olmasaydı.
Arada bir de olsa çocuk sahibi olmamayı isteyebiliriz, ama bunu asla söylememeliyiz. Bu çocuk için reddedici bir ültimatomdur.
Eğer kendinizi bu sözü söyleyecek kadar kızgın hissederseniz, bulunduğunuz yeri terk edin, mesela odadan dışarı çıkın. Bu öfkenizi yatıştırmak için iyi bir yoldur.
Ebeveyn olmanın fedakarlık yapmak anlamına geldiğini sakın unutmayın.
Senin için yaptıklarıma bak!
Başka bir ifadeyle çocuğunuza:
 "Eğer sen doğmasaydın benim yaşantım şimdikinden daha iyi olacaktı." dememelisiniz. Bu doğru bile olsa, doğmayı çocuk istememiştir.
Sen bir yalancı ve hırsızsın!
Çocuklar bazen bir şeyi alırlar ve sorulduğu zaman da inkar ederler. Bu onun yalancı ve hırsız olduğu anlamına gelmez.
Aptallık etme korkacak birşey yok.
Yatağının altında korkunç bir mahluk olduğunu söyleyen çocuğunuza bu sözü kolaylıkla söyleriz. Bunu söylemeniz çocuğunuza tehlikeli mesajlar verir.
Çocuk korkunun aptalca bir şey olduğuna inanır. Bu yüzden ileride gerçek korkularını size anlatmaktan çekinir.
Dünyanın korkutucu olabileceğini kabul ettirin ve korktuğunda ona destek verin.
Seni terk edeceğim.
Çocuğunuzu, istemediğiniz bir davranıştan caydırmak için "seni terk edeceğim" diye korkutmayın.
Çocuk onu terk edip bir daha geri gelmeyeceğinize inanır ve çok korkar. Bunun yerine, istemediğiniz bir davranıştan caydırmak için birkaç dakika onunla ilgilenmeyin, daha sonra elinizi tutmasına izin verin.
Daima büyüklere itaat etmelisin.
Daima büyüklere itaat etmesi öğretilen bir çocuk, sapıklar ve çocuk istismarcıları için kolay bir avdır.
Çocuklarınıza büyüklere saygılı davranmayı öğretin, fakat her büyüğün mükemmel olmayacağını, dolayısıyla onlara itaat etmenin bazen doğru olmayabileceğini ona açıklayın. Mesela çocuğu ayartıp götürmeye çalışan bir büyüğe uymaması gerektiğini daima anlatın.
Baban eve gelinceye kadar bekle:
Aşırı disiplin düşkünü bir ebeveyn, çocuk için de kendisi için de tehlikelidir.
Baba yahut anneyi, aşırı korkutucu birisi olarak empoze etmek çocuk için zararlıdır.
Disiplinin en güzel yolu, çocuğun problemleri ile zamanında ve ciddiyetle meşgul olmaktır.

***
Rafet ÖZCAN

ÇOCUK EĞİTİMİ -2 -


Rafet ÖZCAN
         
EĞER BİR ÇOCUK...                
Kınanarak yaşarsa ,suçlamayı öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Düşmanca davranışlar içinde yaşarsa,kavga etmeyi öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK …
Utanç içinde yaşarsa,suçluluk duymayı öğrenir.

EĞER BİR ÇOCUK
Hoşgörüyle yaşarsa,sabırlı olmayı öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Teşvik edilerek yaşarsa,güvenmeyi öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Değer verilerek yaşarsa,saygı duymayı öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Eşitlik ortamında yaşarsa,adaleti öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Güven duygusu içinde yaşarsa,inanmayı öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Beğenilerek yaşarsa,kendisinden hoşlanmasını öğrenir.
EĞER BİR ÇOCUK…
Kabul ve dostluk yaşarsa,dünyada sevgi aramayı öğrenir.
DİKKAT!!!
Çocukların öğütten çok,iyi örneğe ihtiyacı vardır.
Çocuğun aynası anne babasıdır.
Bu aynadan iyi şeyler görmelidir.
Çocuklarınıza vereceğiniz en güzel hediye,ilgi ve zamanınızdır.
Çocuklar hayat piyangosunun çok pahalı alınmış biletleridir.
Bu bilete büyük ikramiye vurması ya da boş çıkması sizin elinizdedir.
Çocuklar donmuş beton gibidir,üzerlerine ne düşerse iz yapar.
Çocuklara yüz değil kulak vermeli.

SEVGİNİN DİLİ



SEVGİ VE HOŞGÖRÜ

Yeryüzünün en güzel misafiri olan insan, diğer bütün canlılardan daha mükemmel bir şekilde yaratılmış ve onlara kumandanlık edebilecek vasıflarla donatılmıştır. Bu yönüyle insan sevgiyle dolu olduğu gibi, varlıklara da hoşgörüyle yaklaşmakla sorumludur.
“Biz muhabbet fedaileriyiz husûmete vaktimiz yoktur” diyen asrın sahibi Bediüzzaman Hazretleri, toplumda sevginin ne derece önemli olduğunu belirtmektedir. Fertlerin gönüllerine yerleştirilen sevgi tohumları yeşerdiği vakit, muhabbet gülleri açacak büyük bir ağaç olacaktır. Sevginin olduğu yerde hoşgörü vardır. Hoşgörünün yerleştiği toplumlarda huzur, sükûn ve güzellikler hâkim olur. Kin ve nefretin ortadan kalkması, sevgi ve hoşgörünün her tarafta yayılması ile mümkündür. Yüce Rabbimizin Allah Resûlüne “Habibim” diye hitap etmesi sevginin büyüklüğünü bizlere ikaz mahiyetindedir. “Eğer Allah’ı seviyorsanız Habibullaha ittiba ediniz. Yani onun emirlerine uyunuz, onu dinleyiniz. Eğer onu dinlemiyorsanız bilmelisiniz ki Allah’ı sevmiyorsunuz” demektir. Bu İlâhî ikaz karşısında aklı başında olan her insan düşünüp kendisini sorgulamak zorundadır.
Muhabbetin yani sevginin bu kadar önem kazandığı bir dinin mensupları olan biz Müslümanlar, değil sadece Müslümanlar arasında bütün dünyada sevgiyi esas kılmak zorundayız. Hoşgörüyü topluma ve gönüllere yerleştirmek zorundayız. Toplumdaki bugünkü sıkıntıların kaynağı da büyük ölçüde hoşgörüsüzlük değil mi? Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Yaratılanı hoşgörürüm yaratandan ötürü” diyerek sevgiyi herkese yaymanın ve herkesi sevmenin, Allah’ı sevmeye ve bundan dolayı mahlûkatı sevmeye yönelik olduğunu belirtmiştir.
Medenî toplumlarda şiddete yer yoktur. “Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir” sözü ile asrın müceddidi bizim tebliğ metodumuzu belirtmiş. Kavl-i leyyin ile tebliğ etmemiz gerektiği de Allah Resûlünün sözlerinden anlaşılmaktadır. Sevgisizliğin ve hoşgörüsüzlüğün olduğu yerde şiddet, kin, nefret ve her türlü kötülük yayılarak toplum hayatımız da zarar görür. Çevremizde gördüğümüz olaylar karşısında düşünüp nerede yanlış yaptığımızı araştırmamız gerekir. Sevgiyi esas tutan bir dinin mensupları olan bu milletin çocuklarının birbirinden nefret etmesi kadar korkunç birşey olamaz. Hırsızlığın, yolsuzluğun, şiddetin, nefretin yaygınlaşması toplumlarda manevî değerlerin yok olmasının ya da zaafa uğramasının belirtileridir.
Netice itibari ile her insan mahiyetinde bulunan ailesinden, çocuklarından sorumlu; her yönetici idaresindeki kişilerden mesuldur. Bunları eğitmek, güzeli göstermek, kötülüklerden uzaklaştırmak her sorumluluk taşıyan insanın birinci vazifesi olmalıdır. Belki bu şekilde kötülükler azalır, sevgi ve hoşgörü topluma hâkim olur.
Rafet ÖZCAN
14.06.2006